ne hikmetse

ne hikmetse yine karşımda:

gecenin bir geç vaktinde

kulelerin dibinde, kemerlerin altında

dolaştım durdum pırağı…

gökyüzü karanlıkta altın çeken bir imbik,

bir simyager imbiği..

alevi mavi mavi…

şarl meydanına doğru indim yokuş aşağı…

orda köşe başında, kliniğe bitişik, bahçe içinde…

doktor faust’un evi…

kapıyı çaldım

doktor evde yok

mâlum iki yüz yıl kadar önce tavandaki delikten

yine böyle bir gece çekti aldı onu şeytan…

kapıyı çalıyorum…

bu evde ben de senet vereceğim şeytana…

ben de kanımla imzaladım senedi…

ne altın istiyorum ondan, ne bilim ne de gençlik…

hasretlik canıma yetti, pes…

beni istanbuluma götürsün bir saatlik…

çalıyorum kapıyı, çalıyorum…

kapı açılmıyor…

neden?

istediğim olmaz iş mi mefistofeles?

yoksa lime lime ruhum satın alınmaya değmez mi?

pırağ’da ay doğuyor limon sarısı

doktor faust’un evi önünde duruyorum

çalıyorum açılmaz kapıyı gece yarısı…

N. hikmet

Below the towers, under the arcades,
I wander through Prague late
at night.
The sky is an alembic distilling gold in the dark —
an alchemist’s still over a deep-blue flame.
I walk down the hill toward Charles Square:
on the corner, next to the clinic there,
is Doctor Faust’s house set back in a garden.
I knock on the door.
The doctor isn’t home.
As we all know,
on a night like this
about two hundred years ago,
the Devil took him
through a hole in the ceiling.
I knock on the door.
In this house I, too, will hand Satan a deed —
I, too, signed the deed with my blood.
I don’t want gold from him
or knowledge or youth.
I’ve had it with exile,
I give up!
If I could have just one hour in Istanbul.
I knock and knock on the door.
But the door doesn’t open.
Why? ,
Am I asking the impossible, Mephistopheles?
Or isn’t my tattered soul
worth buying?
In Prague the moon is rising lemon-yellow.
I stand outside Doctor Faust’s house
at midnight, knocking on the closed door.
—Translated by Randy Blasing and Mutlu Konuk