Kategori arşivi: where am i

ev sanılsaması

milyon yıllık güdülerimiz bi kenara, insanın bi yerlere sığışması gerekiyor. bir çatı, bir koltuk. kafada oluşturulan imaj her zaman olması gerektiği gibi olmayabiliyor.

iki cümlede tanımlanması gereken bir ton şey çıktı, milyon yıllık güdü de ne? hangi kenara ayırdın. nereye sığışmak? insan kendi içine sığışabiliyor mu bi kere?

neyin imajı? neyin tanımı? nedir bi ton insanın kafasını karıştırtan? hava neden soğuk ve bahar nerde? bahar bi evde mi? bahar bi koltukta mı uyuyakaldı? bahar balkona çıkar çıkmaz orda mı patlak vermiş? duaya kalacak mısın? kapıyı kapatıyoruz ama çıkmak ister misin allahın evinden? hangi resimleri paylaşıyorsun? sığıştığını sandığın yer nerede? çok mu uzak?

şu an neredesin? evin nerede? ne sanıyorsun kendini? ne sanılsın? ne yanılsın?

herr Jesus, ich bitte dich! anlamıyorum! bu kadar adam neden peşinden koşuyor? ne sanıyorlar? yanılmıyorlar mı hiç?

nerde kalıyorlar?

gökyüzü

hava sicak, 3 aydir degismeyen bir iklim icerisinde, tahammüller, gökyüzü sinirlarini zorluyor. hindistan cevizi yaglarinin hepsi erimis halde burada. soyle bir sarki gelir akla:

kamyonlar hindistan cevizi tasir, ben hep seni dusunurdum,

….

icimdeki sarki bitti..

gökyüzü hic bitmez, alto-cumulusler veya herhangi bulut dizileri hic bitmez, en onemli ozellikleri, sureklilikleridir, tekrar ederler ama asla israr etmezler.

israr etmek de insana ozgu bir davranistir, en sinir oldugun seyin, icindeki bir ozellik oldugunu farketmen icin de, bulutlarin uzerinden, yuzlerce binlerce mil baska yerlere gitmene gerek yoktur (bazen).

icinde bulundugun herhangi boyutlu bir dunyanin, seni hapsetmesine izin verme o zaman. sana ne iyi geliyorsa, nasil iyi hissediyorsan ya da..

ya da,

yalnizligin onemli bir boyutu olan sade pirinc lapasi da hic zararli bisey degil. hatta rakisi insani genclestiriyor gordugum kadariyla.

ve gordugum kadariyla,

kamyonlar pirinc tasir, ben hep seni dusunurdum,

artik bu sehir baskadir

bulundugum yere göre konusuyorum: deniz kenarinda bile degilim.

ankara ve tilki

ankara’da aslen keçiler yaşar. tilkiler de varmış. dönüp dolaşıp gelen, zihinleri kurcalayan vesaire.

tilki’nin kuyruğu aklıma geliyor bir hafta sonra.

yatan aslandansa, gezen tilki’yi yeğliyoruz. yeğğğ..

not: ankara’nın kuğuları da var. kuğğğğ..

insan kuala lumpur’da neden ankara yazisi yazar?

biraz yalniz hissetmis olabilirim. neyse cok da lumpur. bi cay icip, dus alip cikiyim.. yine gec oldu..

salamat kuala lumpur..
 

koca dünya, büyük evren, küçük beyin

insan kendisine hiç bir zaman küçük beyinli demez, bu yazı, evreni düşündüğümüzde, göreceli olarak ne kadar küçük beyinlerin içerisine kendimizi hapsettiğimiz ile ilgili..

Ankara’da evde oturmuş, çantamı hazırlamış durumdayım. 1 Ağustos sürecini yeni yeni hazmetmişken, yine yarın uçuşa hazırlanıyoruz. heyacan dorukta! Fakat geçirdiğim şu 1 ay, 7 gün, kafamdaki ufacık alanda ne evrenler döndü, ne düşünceler geçti.

ilk yazı çok uzun olamaz.. bundan sonra da resim yüklemeyi düşünüyorum.