Kategori arşivi: rüzgar

kurbağalama eylül rüzgarları

değişik bi kurbağa. acaip kamuflajıyla saklanayım derken, kendini bi belli de ediyor. görülsün mü istiyor, saklanmak mı belli değil.

eylül’e kadar olan rüzgarlarla gelmiş buraya kadar. eylül’de de rüzgar, bulunduğu konumda başka sürükleyici, görmemek bilmemek istediği yerlerde bi farklı.

ölenler de oluyor. yenilere yer açayım gibi değil belki. kurbağa gibi, ya kalanlara görünmek istiyor ölüm olarak, ya da toprağın altına saklanmak. yakın rüzgarlara ders olsun diye mi, bilinmez, uzak rüzgarlar aslında ölüm de getiriyor. inanırsan yaşam da getiriyor.

ama nerde yaşam? bulunduğun o yer nerede? orada ne var? orada bi’ şey var mı? yaşam kafanda var mı? kafandaki yaşam nasıl peki?

kurbağa bunları bilir gibi bakıyor. umursamazlığın sınırında gibi, ama belki de değil, önünden çekilseler de, bi zamanı gelir bi şeylerin gibi bakıyor. kafasında farklı rüzgarlar da esiyor belli ki. yanında da 5 çakmak getirmiş.

yarım yamalak hayatlar kurgulayıp beklerken, olmaman gereken yerlerde dolanıp, eğer ki bi çukura düşersen, kendi düşen ağlamaz. beraber düşseniz de ağlamamak daha doğru. birinin ağlayamayacak kadar sessiz uykusu, diğerinin sessiz uyutmayacağı ağrısı.

ve diğerinin de bu şekilde kalmasının verdiği rahatsızlık. kendi düşen, beraber düşen farketmez, korumaya alıyor bi’ şekil herkes, ‘kendini’

diyorlar ki, eğer içini sızlatacaksa ağır kalan, en iyi savunma saldırıdır. empati kurmayı engellemek için mutlaka ağrıyı şeytanlaştır. bahçedeki kurbağadan iğrenir gibi yap. kafandaki yaşam nasıl devam edecek başka?

kurbağa seni suçlamazsa hemen bi dürt, ölmüş mü diye, sonra rahat bırak kurbağayı.

kurbağa ölmüş mü?

ölüm, yine kalanlara, başka bir ağrı, ölmeyene başka. ölene ise ses hızında bi’ yere çarpış. can çırpış; can içinden çıkmış. yok diyemeyiz artık ama, bilinçlerin uzaklaşması.

rüzgarın ruh sürüklemesi, toprağın can çıkarması, toprağa gömmek, topraktan almak, suyun kolla yarılması, merdivenlerin bacak çalıştırması ve tabi ki zamanın sarkıtması.

seni bilmeyen insanların, akla hayale sığmayacak tek taraflılığı ve buna müteakip seni bilmediği rüzgarlara savurmaya çalışması. rüzgarda polenler, yeni yaşam biçimlerini düşünmek gibi yeni fikirlerle toprağa düşme. toprağın yeni bi can almak ve yeni bi can vermek için yarılması. öncesi ve sonrasının düşünülemediği o sürecin can ağrıtması. kafaların da biraz ağarması.

her zaman, başkası için en doğruyu görüp, o başkasına sormadan, durumu çözmeye yeltendin mi, karşına iki çeşit insan çıkar: sürüklenen rüzgarla, rüzgarı süren. iki tarafta da rüzgarın nihayi gidiş yönü ve yitişi çarptığı yüzeylerde aynı. algı biraz farklı.

eylül rüzgarsız başlamıştı ama rüzgarlı devam ediyor. 4 sene öncesinde nasıl sürüleceğini bilmediği rüzgara atlayanlar, 3 sene bunun demeyelim de, bi’ şeyin acısını çekiyor. kendi düşmediği çukurda terkedilmişliği ve bunu anlatamaması bi 3 belki 4 sene daha bilemeyişi onu yaralıyor. kemiklerini kırıyor, boynunu büküyor. toprağa uzanıyor ama toprak henüz onu kabul etmiyor. üzerinde parlayan ay onu saklandığı yerde belli ediyor. ay belli ki adil yargılamayı doğru bulduğu kadar, kendine olan adaletin topuzunu, zaman zaman kaçırıyor. suya söyledikleri, suyun yüzeyini ne zaman parlatacak bilmiyor.

kafasında hep bi’şey. kurbağa ile konuş, toprak ile konuş. kalbinin tek atışlık şansı varmış gibi düşünüp, karşına çıkabilecek merdivenlere kaç adım atabileceğini göz ardı edebiliyor. kurbağa bekliyor. bi noktada, bi yerde veya olduğu yerde, korksa da denize çivileme atlayabileceği, kurbağalama yüzebileceği orada bi’ yer var.