Kategori arşivi: na-astral seyahatler

ege

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5568.jpg

yalnız

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5573.jpg

arkadaşlar

araba ve arkadaş
UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5626.jpg

arkadaşlar ve meryem ana

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_563c.jpg

arkadaş ve araba

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5606.jpg

arkadaş ve araba

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5627.jpg

arkadaş araba mola

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5612.jpg

“everybody needs an island” 😦

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_5629.jpg

arabada begonvilli yalnızlık.

wSlRnnoLSTumTli6dyH0YA_thumb_55d7.jpg

güzel koy’a yukardan bakış (arkadaş, araba)

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_55f0.jpg

güzel koy, arkadaş

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_55ee.jpg

güzel koydan ayrılış -araba, arkadaş

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_55e3.jpg

koydan geri dönerken yukardan bakış, arkadaş, araba

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_559f.jpg

koydan geri dönüş, arkadaş, arabanın bir parçası

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_55a9.jpg

bölge ağaçlarından koparılmış bir adet yalnız zeytin.

w%sKjBc5RR+cR9HfWlFHHQ_thumb_55af.jpg

bu arabayla yapıldı yolculuk. anca dönerken resmini çekebildim. biraz sonra, hemen, şu bitsin sonra derseniz hep son dakikaya kalıyor işler.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_55c5.jpg

bu aslında bi video.

neyse uğraşıp yükledim:

eğer arkadaşınız uyanmazsa zorlamadan taksiye binin.

9dTRSmbpSvCYMB9fG3JlGw_thumb_5597.jpg

havalimanının girişini çeliğe boğmuşlar. biraz gereksiz geldi. eh her hissettiğimiz çok mu gerekli? nasıl bağladın diye sorma sevgili internet.

bazı blog-post’lar görevmiş gibi. hiç içimden gelmediği çok mu belli oluyor bilmiyorum ama açıkçası içimden gelmiyor hiç bir şey.

neyse şu an da bulunduğum yerde miyim, bilemediğim için bi foto çekmedim buradan….

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_564b.jpg

…. ama arkadaşım sağ olsun beni benzettiği bir foto yollamış. düşününce… çok da haksız değil mi ne_? :/

 

zaman mekanısı

durduğum yer ve tarih, düşündükçe eğilip bükülüyor. durmadığım zamanlarda da açıkça herşey ya eğrisel, ya da, kırıldığından değil ama, keskin köşeli ilerliyor. doğru’sal bi’ şey yok. bu eğrisellikte veya sivri uçları batarken bacağına, ölçülebilir sınırlar içerisinde zaten dosdoğru ilerlemek imkansız hale geliyor. eğri veya köşeli, zaman mıknatısının insanı kendine çeken kısmı, benlik ve hissiyat olarak da çekim dahilinde. ama zaman makinasını öyle bi ayarlamak lazım ki, iyi hissettiğin yer’e seni itsin.

düz bir çizgi de değil ya, önceyi görüp duruyoruz ama elimizde zamanı mekanı şekillendirebilen imkan var, düşünüp hissetmek yeter: ama acele etmeyelim doğru. yine doğru; mekanı kırıp dökebiliriz köşelerini, aşabiliriz, ama, esnek hareket eden zamana ancak uyabiliyoruz, ona göre şekilleniyoruz hep. böyleyken de, bi yerde mekana sahip olabiliriz ancak zaman da bize sahip oluyor.

zamanın da mekanın da sınırları belli değil işte, bişeyleri ayırt etmek zor.

Vlaams Gewest*

*evet bi kısmıydı gezinin ama bence yine de bi Flaman bölgesi turu. biliyorsunuz başkentleri Amsterdam. Amsterdam biliyosunuz duyguların başkenti. bir de adaların. hem de haritalarda yol gözüken adaların. bu bilinir.

biliyorsunuz, ama ben bilmiyordum, 4 bacak ve biri epey ağrılı birinin, yine kendisi kadar yorgun bir kent olan Zadar dönüşü, kaçık kafa ve yarım gözle ucuza bilet bulduğunu sanıp, neredeyse 3 haftadır plan poroğram yapamadıktan sonra daha da yapamayacağını düşünerek aldığı bilet, öyle pek de macerasız geçmez. yani geçmiyormuş. macera da, Tokyo’da ilk gecesi yağmur altında bulduğu internet kafede geçen kadar maceralı değil ama bir 4 bacaklı için maceraperstlik tabi.

yorgunluk ancak zihnimizdedir! yani yarım göz ve kaçık kafa mottolarıyla hareket ne biliyim edim mi bu, zihnin bedene yansıması, hükmü, kalbini falan esir alması. garip şeyler bunlar. hormonel de değil galiba zihnin hormonlarla ne işi olsun?? de mi?

ne dedim ben ya. neyse bileti alıp, 3-4 saat uyuyup uçağa yetiştim: hop Eindhoven. ama insanı bi asya rehaveti veya lakayıtlığı karşılamıyor. plan program düzen vs. lazım. kafana göre olmaz yavrucum**.

** belki de olur, aslında oldu da

jPteVTtjQiGdN8lhOIz85w_thumb_3e02.jpg

bu resimdeki gibi havalarda değilse bi kafa zihin de yani ne biliyim, ben de zihinim demesin.

Eindhoven güzel şehirmiş fakat. yaşanır gibi geliyor. (4 bacaktan dolayı) dıgıdık dıgıdık biraz etrafı dolaştıktan sonra bi’ yerde oturdum. Calypso Bistro, güzeldi. düzgün (afedersiniz) vegan yerler de var.

HPH9o8ItRRWuBobfQo1kIA_thumb_3db0.jpg

uğraşıyo çocuklar. çabalılar.

cvXuo5EmRSe7occ%mx+05g_thumb_3de8.jpg

Eindhoven’dan bir altgeçit. fakat ne geçitti yeaaa

DsxcnyCDTpuuNF9MSPkCfA_thumb_3e03.jpg

böyle yamuklu mimariler ve arkada Philips. Hollanda’nın nesi meşhur deseniz, hemen Philips’i derim. 18 eylül milli irade meydanı galiba burda daha etkili fotoğraflar mevcut.  çohk araştırmadım evet.

B%7yHT95RKqX0ABEwzUUUA_thumb_3dc3.jpg

böyleli sokak dövmeleri diyebileceğimiz grafitiler. bence Eindhoven’in en ünlü grafitisi.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dce.jpg

Enter a caption: Eindhoven’in en önemli kilisisesi bence, öyle Amen Amen*** bişey değil.

*** aman aman bişey değil yani. hani amin yerine amen diyolar ya, onun gibi. yine espri yaptım.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dc9.jpg

biraz daha yamuklu binalar.

pislik Hollandalıların yaptığı binaları seviyorum ama yav. nedenlerine girmeye gerek yok. dur tespit yapayım: yunanlar da, eskileri yani, yenilerinin kendi köle zira, köleleri kullanıp, düşün anam düşünmüşler taşınmışlar. Hollandalılar da bence dünyayı köle tuttukları için resme sanata kafa geliştirmeye zaman bulmuşlar. iyi tespit oldu bu.

⇒⇒ ama: ufacık biralara verdiğim acı paralar, tabii ki yediğim tatlı patates kızartmaları kadar tatlı değildi. neyse, yakınlardaki bir hostele gidip, bu yaşta hala asya kafası, beky bekpekır**** kafasıynan nereye kadar diye sorgularken, yine bi sürü morukla aynı odada kaldım. bakın burası çohkönemli-yeaa.com : ben moruk moruk bu da yapılmaz dedikçe benden de moruklarla aynı şeyleri yapabiliyorum. ilginçli hayat. tatlı hayat. aman hayat, canım hayat. gecenin en önemli konuğuna daha hazır bile değilim bakın. insanın sarılası teaaa 100 km’lerden gelebiliyormuş. beklentiden değil de, bazen işte zaman da gerekiyor algılamak için. ama sana sesleniyorum üşümeden de sarılabilmek: üstü çok örtülü değilmiş demek, hemen ortaya çıkıverdi işte. neyse evet, geceyi başka moruklar ve diğer gençlerle beraber geçirdim (bu kısım en hüzünlü kısmı olabilir), duş alamadım, saçma sapan merdivenlerle bodrum kata inmek bir dıgıdık işi değil. leş gece, neyse gençleri bilemem de, morukların burnu koku almıyodur heralde. en azından… bunun dışında ne de güzel geceydi.

****woody woodpecker gibi. niyeyse komik geldi bi an. siz değerli internete de açıklamış olayım.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dcc.jpg

ve labutlar. labut Eurolines, biraz geç aldık bileti diye durağı atlamış. Oysaki bir önceki ispanyol şöför, ne güzel de anlatmıştı geleceğini. Bueno, iyi de oldu beni almadığı, zira 19 euro vermektense Flixbus, ki avrupanın metrosu diyebiliriz, 9 euroya götürüyor. Kıssadan hisse: Eurolines’a binmeyin, pahalı. doyçe bahn da otobüs yapmış. o da ucuzlu ama daha çok almanya’ya sanırım neyse. bu eurolines avrupanın ahlak(sızlığını) almış diyebilirim.

⇒⇒ sonuç: Eindhoven ben gördüm yeaa yaşanır da, o-kadardapehkbişeyyohkgibiyeaa.com. Eindhoven’da yani. aslen Amsterdam’a yakın olması büyük avantaj. iyi ki geldim, iyi ki geldin, o ayrı.

neyse sonra hop Antwerp.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3db6.jpg

Enter a caption: resimde antwerp’in en Centraal tren istasyonu var. güzel karakterli bir bina. içine girmedim.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dd0.jpg

Enter a caption: başka karakterli bi bina, neyin kimin bilmiyorum

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d97.jpg

Enter a caption: istahram’a daha cool olanını koyduğum bir modern – beton yığını, daha sonradan otobüse giderken yaya geçitinde söyleştiğim yaşlı bir çiftten bu bölgenin yeni gelişmekte olduğunu ve bu binanın hemen arkasındaki koca dev yeşil binanın ki koca yeşil bir dev olduğundan değil ama inşaat halinde olduğu için resmini çekmediğim binanın Shreekk**** diye diğer 3-4 hastaneyi tek bi yerde topladığını öğreniyorum. Yani Şehir hastaneleri! yani, avrupa bile bizden neler öğreniyor! karşılığında da bu binaların enternasyonel olduklarını, nereye koysanız orada da durabileceğini ama Antwerp gibi eski yerleşim birimlerindeki tatlış binaların bir karakteri olduğu gibi, şehirlere de bir karakter verdiğini söylüyorum. ama demiyorum ki taş taş da bi yere kadar, içimde tutuyorum. 

***** yeşil dev diyince aklımıza Shrek geliyo diye dedim. çok önemli bi esprimiz değil. hala amen amen esprimi daha çok beğeniyorum.

bu arada, bu resimleri neden çekebildim? çünkü pislik google maps, o an olmayan bir otobüsü varmış gibi gösterip beni yanılttı ve bana 2 saat kaybettirdi. kıssadan hisse: google maps’le mücadele onurumuzdur. neyse dıgıdık. Dönerken bu ülkede über olmadığını öğreneceğim daha. çünkü giderken pintilikten bakmamıştım. evet, pintilik ve plansızlıktan.

bu can-hıraş, kan-ter yürüyüşümün bana kazandırdığı -tek şey diyebilirim, Bar Paniek diye süper bir yer görmüş olmam. sanırım eski bir antrepo binasını bar-cafe’ye çevirmişler. oturamadım, içimde kaldı. yine gitcez, mecbur.

zaten asıl oraya gitmem gerekiyordu baştan. zira Zaha hadid’in port house‘unu gün yüzüyle görmeden gitmeyim diyordum. bu dünyadan yani. Atladım, diğer iki bacağın üzerine dıgıdık.. ama ne dıgıdık. başka dünya var mı hakketen? en son ben yaklaşık iki sene kadar önce gidemedim de. Dıgıdık diyince baya deh deh düldül, sen bülbülsün ben yorgunluktan öldüm ve 1 km kala boşver tekrar giderim diyordum ama neyse son bi güç, iyi ki gitmişim. oradabişeylervaryeaa.com süper bir heykeli, koca tarihin üzerine filizlendirmiş Zaha. sanki eski bina küllerinden var olmuş. sanki, siz bizim sakalımızı kestiniz de daha güçlü çıkar sakal, biz sizin bacağınızı kırdık, içine de sanki çubuk koyduk daha da toparlayamadınız. eskiyi ezmemek için bi adımını öne atmış adeta. Altını geçmişe yaslamış, ondan destek almış resmen. Adeta bir Howl’s moving castle, bir miyazaki çizgi-tasarımı bir bina. çohk güzel. çohk beğendim. içi kapalıydı, giremedim, açık olsaydı da bi kafayı sokup çıkardım. gezmezdim yani. bizim işimiz fonksiyonla değil. biliyorsunuz bir binayı kullanmayan birine o bina sadece bir heykeldir. şehirler de koca dekorlar gibi. müzik de dinlersen sana çok iyi soundtrack yaparlar. sonra da ölür gidersin. muhakkak ki, mühim olan o arayı iyi şehirler, iyi binaların arasında yaşayabilmek. tabii ki eğer bir beton-sever, betondan-vazgeçmez, bir kırsal-bilmez isen. bence böyle. Flamanların en önemli şehri hangisi diye sorsanız, 3-4 saat durduğum Antwerp demem şüphesiz. Zaten çok sıcaktı. Epey yandım. neyse ki, bir anadolu ritüeli olan süpermarket gezmesini de gerçekleştirip, bu yukarda bahsi geçen büyük böceği gördüm. dediğim gibi pehk güzel:

 

5Pp6JBCvTe+hXiwn7tfToA_thumb_3d90.jpg

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3da1.jpgUNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d99.jpg

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d5f.jpgUNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d83.jpg

sonrasında, daha öncesi gibi otobüse kadar yürüdüm. yoruldum. tekrar Centraal’e gidecek otobüsü de caption’da söylediğim moruklara güvenemeyip duraktaki gençlere sordum. google maps’e de güvenmedim, zira dersimi almıştım. ama dersimi çok da iyi almamışım ki, gideceğim belli olan Rotterdam’a bilet almamışım, bu biletler de ders gibi biliyorsunuz, aldınız aldınız, almassanız, fena. Eurolines’ın da ahını almış olmalıyım ki, karmanın bir otobüs şirketinden bile sekip geri gelmesi ne kadar da şaşırtıcı bir olgu değil mi? 19 öroyu muavine verip Centraaaaaal’den Rotterdam’a sıkış tepiş bir otobüste yola çıktım. Flixbus! daha yeni kaza yapmış Almanya’da. baya bizim metro işte. neyse dandrik şöför bişeylere kızmış olmalı ki, sallan sağa sola, epey hızlı rotterdam’a getirdi. Roterrdam da yalnız fena bi Centraaaaal yapmış. bu sene de amma Centraal yaptı deyip bir kaç fotoğraf çektim.

daha önceki dersleri kaçırdığımdan olsa gerek yine bi akomodasyon bulmadan geldiğim şehrin tren istasyonu epey etkileyiciymiş ama gerçekten.

bu yazı çok uzadı ve yoruldum. ikinci kısmı sonra yazmaya karar veriyorum,  bakalım diğer yazımda hangi arkadaşımla buluşacağım ve kalacak bi yer bulabilecek miyim?

Zadar: an invitation

gerçek yerlere gidildiğine delalet olan bir blog değil bu. hiç de olamadı maalesef. doldurulacak da boşluklarıyla zaten koca bir delik. koca bir delik de sürekli bir eksiklik. okumaktan, tadını çıkarmaktan vs. alıkoyan. nereye gitsem orada bi’ şey yok gibi. nerede var bulamadım.

sanki bi’ şey bulmak değil de olayı yaşamak mı acaba? HODOR! hayalla! neyse konu: Zadar.

Zadar, adriatik kıyısında şirincenek bir şehircik. sizi birisi davet ettimi gidiyosunuz, yoksa pek gidildiği de yok. ama tatlı, güzel, şıpıdak turistli (biz de katkı sağladık o ayrı), bol içkili, bol yemekli ki güzeldi şindi allaiçün, pürolu (kübadan gelmişti), hahara kikirili, düşünmeli, ağrılı (o olmazsa olmaz), deniz laternalı yani deniz hareketiyle sürekli müzik yapan *** ve hırvat bir şehir-kasaba neyse işte yerleşim birimi.

benim hızımla 1,5 gün, normal hızda aslında 3 saate heryerini görebildiğin bir yer.

yedik içtik. başka bişey değil. gidilir yani ama pekh-de-bişey-yok.com kafalar değişti biraz iyi oldu. anlaşılır satırlar yazılabildiğine göre?

biriki resim bırakıyorum.

unutmadan: The Garden Lounge, afedersiniz bunlar çiğ vegan. orada-hiç-bişi-yok.kom !!

unutmadan2: giderken Maribor’dan geçtik, orada-da-bişeyyokyeaaa.com

unutmadan3: giderken kısmı yani yol da güzeldi. ↓

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3b0c.jpg

unutmadan4: şehir biraz da (finali bok gibi olan) GoT şehri gibi.

unutmadan5: gezi blogu gibi göründü mü bu sefer acaba ya. gezi blogu ne ulan?

M1zUZe1nSr2Jcatg4qU26A_thumb_3b60.jpg

böyle bi meydan vardı, saat kule falan

cLOaNkFeRD24TLTvuH6NZQ_thumb_3ba3.jpg

bu da olmazssa olmaz katedrallerden biri: daha çok taş

unutmadan6: herkes burek burek diyip bişeyler tıkınıyo. ulan allaa’n böreği işte neyse.

unutmadan7: kapak fotoğrafı anşıyen Roma forumu

3UnaYNdXQNKgtHkNpYx9KQ_thumb_3c0d.jpg

hava kapalıydı hep. bacaklara derman dirlik vermedi. ben de 17. yy tarzı hollanda-nevi fotolarımdan çektim. denize karşı yarımadalar, diğer adalara bakarlar.

neyse fotoğraflardan bakıyorum grup da bi garipmiş.. neyse ecnebiler bi garip arkadaş. bu ilk foto en güzel foto sanırım.

*** bana denizin hareketiyle oluşan sesin fotoğrafını çekebilir misin Abidin? çekemessin! sıradaki

daha fazla bilgi için: Zadar Wiki ben de daha okumadım. ilgisizliğim üstümde. öğrensem n’olcak yeaa diye bi kafa hasıl oldu sanırım. neyse heştek izez fallovs:

#orada-pehk-de-bişey-yohk.

edit:

unuttukh bak: Hırvatça bişey yazmayı unuttum: Hajde dušo!

unuttukh ama bu sefer unutmadan1:

neyse işte.