Kategori arşivi: beyond today

Vlaams Gewest*

*evet bi kısmıydı gezinin ama bence yine de bi Flaman bölgesi turu. biliyorsunuz başkentleri Amsterdam. Amsterdam biliyosunuz duyguların başkenti. bir de adaların. hem de haritalarda yol gözüken adaların. bu bilinir.

biliyorsunuz, ama ben bilmiyordum, 4 bacak ve biri epey ağrılı birinin, yine kendisi kadar yorgun bir kent olan Zadar dönüşü, kaçık kafa ve yarım gözle ucuza bilet bulduğunu sanıp, neredeyse 3 haftadır plan poroğram yapamadıktan sonra daha da yapamayacağını düşünerek aldığı bilet, öyle pek de macerasız geçmez. yani geçmiyormuş. macera da, Tokyo’da ilk gecesi yağmur altında bulduğu internet kafede geçen kadar maceralı değil ama bir 4 bacaklı için maceraperstlik tabi.

yorgunluk ancak zihnimizdedir! yani yarım göz ve kaçık kafa mottolarıyla hareket ne biliyim edim mi bu, zihnin bedene yansıması, hükmü, kalbini falan esir alması. garip şeyler bunlar. hormonel de değil galiba zihnin hormonlarla ne işi olsun?? de mi?

ne dedim ben ya. neyse bileti alıp, 3-4 saat uyuyup uçağa yetiştim: hop Eindhoven. ama insanı bi asya rehaveti veya lakayıtlığı karşılamıyor. plan program düzen vs. lazım. kafana göre olmaz yavrucum**.

** belki de olur, aslında oldu da

jPteVTtjQiGdN8lhOIz85w_thumb_3e02.jpg

bu resimdeki gibi havalarda değilse bi kafa zihin de yani ne biliyim, ben de zihinim demesin.

Eindhoven güzel şehirmiş fakat. yaşanır gibi geliyor. (4 bacaktan dolayı) dıgıdık dıgıdık biraz etrafı dolaştıktan sonra bi’ yerde oturdum. Calypso Bistro, güzeldi. düzgün (afedersiniz) vegan yerler de var.

HPH9o8ItRRWuBobfQo1kIA_thumb_3db0.jpg

uğraşıyo çocuklar. çabalılar.

cvXuo5EmRSe7occ%mx+05g_thumb_3de8.jpg

Eindhoven’dan bir altgeçit. fakat ne geçitti yeaaa

DsxcnyCDTpuuNF9MSPkCfA_thumb_3e03.jpg

böyle yamuklu mimariler ve arkada Philips. Hollanda’nın nesi meşhur deseniz, hemen Philips’i derim. 18 eylül milli irade meydanı galiba burda daha etkili fotoğraflar mevcut.  çohk araştırmadım evet.

B%7yHT95RKqX0ABEwzUUUA_thumb_3dc3.jpg

böyleli sokak dövmeleri diyebileceğimiz grafitiler. bence Eindhoven’in en ünlü grafitisi.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dce.jpg

Enter a caption: Eindhoven’in en önemli kilisisesi bence, öyle Amen Amen*** bişey değil.

*** aman aman bişey değil yani. hani amin yerine amen diyolar ya, onun gibi. yine espri yaptım.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dc9.jpg

biraz daha yamuklu binalar.

pislik Hollandalıların yaptığı binaları seviyorum ama yav. nedenlerine girmeye gerek yok. dur tespit yapayım: yunanlar da, eskileri yani, yenilerinin kendi köle zira, köleleri kullanıp, düşün anam düşünmüşler taşınmışlar. Hollandalılar da bence dünyayı köle tuttukları için resme sanata kafa geliştirmeye zaman bulmuşlar. iyi tespit oldu bu.

⇒⇒ ama: ufacık biralara verdiğim acı paralar, tabii ki yediğim tatlı patates kızartmaları kadar tatlı değildi. neyse, yakınlardaki bir hostele gidip, bu yaşta hala asya kafası, beky bekpekır**** kafasıynan nereye kadar diye sorgularken, yine bi sürü morukla aynı odada kaldım. bakın burası çohkönemli-yeaa.com : ben moruk moruk bu da yapılmaz dedikçe benden de moruklarla aynı şeyleri yapabiliyorum. ilginçli hayat. tatlı hayat. aman hayat, canım hayat. gecenin en önemli konuğuna daha hazır bile değilim bakın. insanın sarılası teaaa 100 km’lerden gelebiliyormuş. beklentiden değil de, bazen işte zaman da gerekiyor algılamak için. ama sana sesleniyorum üşümeden de sarılabilmek: üstü çok örtülü değilmiş demek, hemen ortaya çıkıverdi işte. neyse evet, geceyi başka moruklar ve diğer gençlerle beraber geçirdim (bu kısım en hüzünlü kısmı olabilir), duş alamadım, saçma sapan merdivenlerle bodrum kata inmek bir dıgıdık işi değil. leş gece, neyse gençleri bilemem de, morukların burnu koku almıyodur heralde. en azından… bunun dışında ne de güzel geceydi.

****woody woodpecker gibi. niyeyse komik geldi bi an. siz değerli internete de açıklamış olayım.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dcc.jpg

ve labutlar. labut Eurolines, biraz geç aldık bileti diye durağı atlamış. Oysaki bir önceki ispanyol şöför, ne güzel de anlatmıştı geleceğini. Bueno, iyi de oldu beni almadığı, zira 19 euro vermektense Flixbus, ki avrupanın metrosu diyebiliriz, 9 euroya götürüyor. Kıssadan hisse: Eurolines’a binmeyin, pahalı. doyçe bahn da otobüs yapmış. o da ucuzlu ama daha çok almanya’ya sanırım neyse. bu eurolines avrupanın ahlak(sızlığını) almış diyebilirim.

⇒⇒ sonuç: Eindhoven ben gördüm yeaa yaşanır da, o-kadardapehkbişeyyohkgibiyeaa.com. Eindhoven’da yani. aslen Amsterdam’a yakın olması büyük avantaj. iyi ki geldim, iyi ki geldin, o ayrı.

neyse sonra hop Antwerp.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3db6.jpg

Enter a caption: resimde antwerp’in en Centraal tren istasyonu var. güzel karakterli bir bina. içine girmedim.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3dd0.jpg

Enter a caption: başka karakterli bi bina, neyin kimin bilmiyorum

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d97.jpg

Enter a caption: istahram’a daha cool olanını koyduğum bir modern – beton yığını, daha sonradan otobüse giderken yaya geçitinde söyleştiğim yaşlı bir çiftten bu bölgenin yeni gelişmekte olduğunu ve bu binanın hemen arkasındaki koca dev yeşil binanın ki koca yeşil bir dev olduğundan değil ama inşaat halinde olduğu için resmini çekmediğim binanın Shreekk**** diye diğer 3-4 hastaneyi tek bi yerde topladığını öğreniyorum. Yani Şehir hastaneleri! yani, avrupa bile bizden neler öğreniyor! karşılığında da bu binaların enternasyonel olduklarını, nereye koysanız orada da durabileceğini ama Antwerp gibi eski yerleşim birimlerindeki tatlış binaların bir karakteri olduğu gibi, şehirlere de bir karakter verdiğini söylüyorum. ama demiyorum ki taş taş da bi yere kadar, içimde tutuyorum. 

***** yeşil dev diyince aklımıza Shrek geliyo diye dedim. çok önemli bi esprimiz değil. hala amen amen esprimi daha çok beğeniyorum.

bu arada, bu resimleri neden çekebildim? çünkü pislik google maps, o an olmayan bir otobüsü varmış gibi gösterip beni yanılttı ve bana 2 saat kaybettirdi. kıssadan hisse: google maps’le mücadele onurumuzdur. neyse dıgıdık. Dönerken bu ülkede über olmadığını öğreneceğim daha. çünkü giderken pintilikten bakmamıştım. evet, pintilik ve plansızlıktan.

bu can-hıraş, kan-ter yürüyüşümün bana kazandırdığı -tek şey diyebilirim, Bar Paniek diye süper bir yer görmüş olmam. sanırım eski bir antrepo binasını bar-cafe’ye çevirmişler. oturamadım, içimde kaldı. yine gitcez, mecbur.

zaten asıl oraya gitmem gerekiyordu baştan. zira Zaha hadid’in port house‘unu gün yüzüyle görmeden gitmeyim diyordum. bu dünyadan yani. Atladım, diğer iki bacağın üzerine dıgıdık.. ama ne dıgıdık. başka dünya var mı hakketen? en son ben yaklaşık iki sene kadar önce gidemedim de. Dıgıdık diyince baya deh deh düldül, sen bülbülsün ben yorgunluktan öldüm ve 1 km kala boşver tekrar giderim diyordum ama neyse son bi güç, iyi ki gitmişim. oradabişeylervaryeaa.com süper bir heykeli, koca tarihin üzerine filizlendirmiş Zaha. sanki eski bina küllerinden var olmuş. sanki, siz bizim sakalımızı kestiniz de daha güçlü çıkar sakal, biz sizin bacağınızı kırdık, içine de sanki çubuk koyduk daha da toparlayamadınız. eskiyi ezmemek için bi adımını öne atmış adeta. Altını geçmişe yaslamış, ondan destek almış resmen. Adeta bir Howl’s moving castle, bir miyazaki çizgi-tasarımı bir bina. çohk güzel. çohk beğendim. içi kapalıydı, giremedim, açık olsaydı da bi kafayı sokup çıkardım. gezmezdim yani. bizim işimiz fonksiyonla değil. biliyorsunuz bir binayı kullanmayan birine o bina sadece bir heykeldir. şehirler de koca dekorlar gibi. müzik de dinlersen sana çok iyi soundtrack yaparlar. sonra da ölür gidersin. muhakkak ki, mühim olan o arayı iyi şehirler, iyi binaların arasında yaşayabilmek. tabii ki eğer bir beton-sever, betondan-vazgeçmez, bir kırsal-bilmez isen. bence böyle. Flamanların en önemli şehri hangisi diye sorsanız, 3-4 saat durduğum Antwerp demem şüphesiz. Zaten çok sıcaktı. Epey yandım. neyse ki, bir anadolu ritüeli olan süpermarket gezmesini de gerçekleştirip, bu yukarda bahsi geçen büyük böceği gördüm. dediğim gibi pehk güzel:

 

5Pp6JBCvTe+hXiwn7tfToA_thumb_3d90.jpg

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3da1.jpgUNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d99.jpg

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d5f.jpgUNADJUSTEDNONRAW_thumb_3d83.jpg

sonrasında, daha öncesi gibi otobüse kadar yürüdüm. yoruldum. tekrar Centraal’e gidecek otobüsü de caption’da söylediğim moruklara güvenemeyip duraktaki gençlere sordum. google maps’e de güvenmedim, zira dersimi almıştım. ama dersimi çok da iyi almamışım ki, gideceğim belli olan Rotterdam’a bilet almamışım, bu biletler de ders gibi biliyorsunuz, aldınız aldınız, almassanız, fena. Eurolines’ın da ahını almış olmalıyım ki, karmanın bir otobüs şirketinden bile sekip geri gelmesi ne kadar da şaşırtıcı bir olgu değil mi? 19 öroyu muavine verip Centraaaaaal’den Rotterdam’a sıkış tepiş bir otobüste yola çıktım. Flixbus! daha yeni kaza yapmış Almanya’da. baya bizim metro işte. neyse dandrik şöför bişeylere kızmış olmalı ki, sallan sağa sola, epey hızlı rotterdam’a getirdi. Roterrdam da yalnız fena bi Centraaaaal yapmış. bu sene de amma Centraal yaptı deyip bir kaç fotoğraf çektim.

daha önceki dersleri kaçırdığımdan olsa gerek yine bi akomodasyon bulmadan geldiğim şehrin tren istasyonu epey etkileyiciymiş ama gerçekten.

bu yazı çok uzadı ve yoruldum. ikinci kısmı sonra yazmaya karar veriyorum,  bakalım diğer yazımda hangi arkadaşımla buluşacağım ve kalacak bi yer bulabilecek miyim?

60 mg’s and beyond

neurology is somehow really important. what is related to “neuro”, though. since human beings are perfectly evolved as animals with backbones and spinal columns and a complex electrical wiring(s) called nervous system, of course, they can be counted as (mostly) the luckiest living things to have these peripheral nervous systems, I guess also leading those vertebrates to have conscious -which must be cranial nervous system.

neurons > nerve tissue > brain > central nervous system > human being (a conscious whatever)

all environmental -facts let’s say, around (most of the) beings’ are transmitted (as) signals between different parts of the body by neurotransmitters which are chemicals basically and are essential for all those transmissions. transmitting what? pain mostly.? blah blah

this perfect evolution is, on the other hand, is too fragile and the problems start when it is damaged somehow physical or emotional or simply when something is wrong. well, when more things wrong at the same time, i think, a good chemical rather than the patience for years of therapies would work better. And if the damaged one is again lucky, things are stable again to accept these damages, even they are more than one. so it all comes back to be lucky.

millions of years to get lucky > unlucky damage > lucky to have chemicals > years of a stable less lucky life.

bueno, ironically it’s like traffic penalties: you may be suspended if you record too many unlucky damages.

The main uses of duloxetine are in major depressive disorder, generalized anxiety disorder, neuropathic pain, chronic musculoskeletal pain, and fibromyalgia.

Duloxetine is recommended as a first line agent for the treatment of chemotherapy-induced neuropathy by the American Society of Clinical Oncology,[9] as a first-line therapy for fibromyalgia in the presence of mood disorders by the German Interdisciplinary Association for Pain Therapy, as a Grade B recommendation for the treatment of diabetic neuropathy by the American Association for Neurology and as a level A recommendation in certain neuropathic states by the European Federation of Neurological Societies.

A 2014 Cochrane review concluded that duloxetine is beneficial in the treatment of diabetic neuropathy and fibromyalgia but that more comparative studies with other medicines are needed. The French medical journal Prescrire concluded that duloxetine is no better than other available agents and has a greater risk of side effects.Thus they recommend against its general use.

source:

featured image is taken from (and a lot better “depiction”)