Yazar arşivleri: s3e2

s3e2 hakkında

mostly broken

uyuklamalı, imkanlı-imkansız zamanlar

insan acaba, kendisine 100bin yıldır genetik kodlanmış, ve hatta milyon-yıldır hayvan kendisine kodlanmış şeyleri mi kovalıyor. yıl olmuş 2000-yirmi-küsür: hala?

neyin imkanlı olduğunu düşünüyor da, peşinden koşuyor? neyin özgüveni? öz-hissin mi, yoksa hissettirilenin, ve hep edilgen olmanın mı?

Belli ki bu bi felsefe blogu değil. olsaydı, kant, hegel falan lafları geçerdi.. geçiyor mu? geçmiyor. bu blogda uyuklamalar ve imkanlı-imkansız hislerin ve hatta, imkansız-imkanlı hislerin, buna ek olarak da belirli-belirsiz hislerin yazıya dökülmüş hali var. gerçekten ne olduğunu biraz dekonstrüktif tekst neyse ona bağlayabiliriz. neyse derida ismi de geçmesin bu blogda o zaman. bunun yerine, kıyısına gidebildiğin-gidemediğin, yağmurlu havalardaki mavinin tonları (olur-olmaz garip tonlarda) denizlerde neler olduğunu merak etmeye dair durumların üzerine yorgunlukla gelen uyuklamalar yazılır.

uykunu bölen nedir? sabah erken kalkıp, yüzyıllık evrimliklerini giyip seni, ‘yine de’, yaşamaya iten? sorunun yanlışlığını, baskın mı baskın mesanenin, her nedense yatağa salamama öğretisiyle koşturduğunda anlar insan. ve-ya-hut, akşamın bi rüzgarlı vakti, uykundan uyandığında. veya uyandırıldığında, ne bileyim?

imkanlı ve imkansız zamanlarda yaşıyoruz: çok çoğaldığımız, buna mukabil doğamızın bize yakıştırdığı çeşitli virüsler, hastalıkları bile yenmeye yeltendiğimiz zamanlar. bulaşması imkanı yüksek hastalıklar, şu an gitmesi imkansız ülkeler.

sahi neden başka bi yere gitmek ister ki insan? oradabişeyyoknoktakom. heşteg: kendinebişeyieşleştirmeyegerekyok.

subdomain: nedemeknoktaoradabişeyyoknoktakom ?

insan aynı denizi görmeyi yine de neden ister?

imkanlıimkansızhiçbişeyyoknoktakom heşteg: denizlerinmavisigöklerdengelenkararlardamıvar

gecikmiş ergenlikleri bi kenara bırakalım, ergen olmamanın en güzel tarafı – en boktan tarafı- farkettiğin şeyleri, ne kadar aynı ve gereksiz olmalarıyla beraber kabul etmemiz.

better

yorum yapamıyorum öncekşi yazdığıma;

“Moreover, as for me, far be it from me that I should sin against the LORD by ceasing to pray for you, and I will instruct you in the good and the right way.”

“No one ever told me when I was alone 
They just thought I’d know better, better. “

“The earth starts to rumble
World powers fall”

that’s all, that!, complicated.

her zaman bi ‘daha’ iyisi vardı. her zaman.

Kierkegaard II offspring

kafam çok karışık. 1997 yılından dinledğin şarkılar saçma seneler sonra karşına çıkmamalı. veya çıkması varmış ki, çıkmalı. veya, çıkmamalı.

“gizlenemiyorum kendimden; bir zamanlar büyük bir telaş ve huzursuzluk içinde sadece merakımdan ele geçirdiğim müsveddeyi temize çekmeye karar verdiğim şu an o durumu hatırlarken kapıldığım kaygıya hakim olamıyorum. Vaziyet aynı o zamanki gibi tehlikeli, bir o kadar da utanç verici.”

“Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır. “

varoluşçuluğu da sizden öğrenecek değiliz. kimden öğrendik belli de değil evet. ama sizden öğrenmedik. sizden mi öğrendik? yoo?! belki de sizden 1996’da öğrendik. belki de öğrendiğimizin yanlış olduğunu 2010’lu yıllarda anladık.

Yaşam çözülmesi gereken bir sorun değil ancak deneyimlenmesi gereken gerçekliktir.”

ne gerçek diye sorsan? sen sor!

kemiğine kadar nevrotik, hiç şüphe yok. —. kendine hakim olsan, iyi.

bazen kendime şeyediyorum . bazen beynim de, yani aklım, yani beni var eden şey mi ne ise, bana oyunlar da oynuyor.

gelecek kaygısı yaşamadığım zamanlar; duloxetin, daha önceden paxera ile gayet iyiydim ama, şu anı düşünmeden edemiyordum. a!? o geçmiş buraya gelmiş.

“Yaşam sadece geriye bakarak anlaşılabilir; ancak o ileriye doğru bakarak yaşanmalıdır.”

bu düşünsel anektodizm, bi’ 5. kat tuvaletinin girişinin tam karşısına asılmamalı. ulan .. oraya bok asılsa, şu an ah orda bok vardı derdin.

ah şu an!

ne kadar da: burada değil de, 5. katlarda, hem de asansörsüz, hem de aslında sevmeye kandırılmış, ve şair veya ressam sokaklardasın. ne kadar kazara yalnızlıklar değil de bilerek yalnızlıklar yaşamışsın.

4. kat mıydı? ne farkeder ki kaç basamak çıktığın? mühim olan, hangi mesajı atarak o noktaya dokunabilirsin. dokunamayacağını bildiğinin mesajını atmayasın. atmayakrajsna

hey!

wait!

i’ve got a new complaint!

forever in dept . — . –

–…– Yaşam sadece kahrolası bi geçmişte  görmezden gelerek anlaşılabilir; ancak o ‘vakıt’ ileriye doğru bakaraktan bira 15 tl. vs… .” bu ünlü filozofu bildiniz mi? bu birayn sultanı.

izlenmesi gereken filmler listesi yapıyorum. birazdan, veya daha sonradan.

sahi, what is ‘a’ human anyway?

sıcak olana yaklaş

kim sana sıcaklık veriyorsa ona yaklaş. bu bi’ battaniye ise sorgula ama. aradığın sıcaklık başka bi’ insanın bedeninde mi? bi hoş muhabbette mi? bi sana ilgide mi? bi keçi kılı battaniyede mi? ve düşün:

eğer keçi kılı battaniye ( yoksa polar da olur) sana bi sıcaklık veriyorsa, çikolata varsa ve kendini tatmin edebiliyo’san ( sinirsel bi bozukluğun yoksa tabi veya … hah 🙂 ilişkin yoksa) bu aradığın başka biri değil. sadece bi’ sıcaklık demek oluyor. kendimizi kandırmaya gerek yok. zeytin ağacı, geçtiğin yollarda soğuk sıkım meyveleri, bekleyen o yağda, belirli bi’ yerin mandalinaları.

ama, evet; ilkin papatya zannediyorsan sana yok ot o diyolar.- sanki sökmeni ima ediyorlar,eh sanki bahçe senin. sonra büyüyüp,-abartılnış bi’ dereotu bu diyorsun. gittiğin geldiğin her yolu kaplamış. ağdeta sana yol boyu bütün klan eşlik ediyor.

farketmene ramak kaldı biliyorum. umrunda değilsin çakşır’ın.

derdi sn hiç olmadın. tek bi’ tanesi kuşaklar boyu insan görmedi. senelikti bi’ dalı.

ama…../- ama bütün soyu, çakşır’ın, senin bütün tarihini gördü de ses etmedi, de önüne baktı. sen oraya yol yaptın diye yol kenarında kaldı zannettin. derdi soyunu sonsuza uzatmaktı. yolunu gözlemek değil belli ki.

bi de rüyalar var.

rüyamda ankaradaydım. kuğulu parktayız ama adeta bi’ haberci gözüyle bakıyoruz. kuğuların konakladığı zaten küçücük olan havuz-gölün adacığına doğru. etraf kalabalık, insanlar toparlanmış. ve ben, rüyamda, serseri sokak tiplerinin, orta adaya gidip, kuğuları kesip yemişler gece, sabahındaki kargaşayı görüyorum.

soruyorum: insan neden böyle bi rüya görür ki? kuğuları niye kesip yesinler?

ama yerler. çakşırlar gibi düşün: olmadı gerekeni yapıyorlar. rna’larına dna’larına kazınmış olanı yapıyorlar: senin dna’nda sorgusuz sualsiz tohumlarını saçmak yok diye… bak.. böyle bi’ şey yok diye.. sandın mı, böyle bi’ şey yok?

orada bi’ şey yok.

var da, biz mi görmedik, ey rüya?

olmadığın yeri özleme. olduğun yerde tökezleme. veya 6 bacak, tıkır tıkır, yarım saatte bi’ yorulma. yorulma yani. gitme, yorulma, ağrıma.

çakşır bunları bilmez. gelecek srneye kocaman olacak. ne bu hayranlık? hepimiz aynıyız. kim orada okuyacak? inan. ağrıdı hep orda, hep iki adım sonrası yataktı.

bırak, sal. orada bi’ şey yok.

soba… sobaya yaklaş yav..

ne zaman? dı! o; bi’ şey.-

Ne zaman ora’sı dense,
Aklıma bura’sı gelir.
O bunu benimce bilse;
Yer nasıl oraya gider,
Orası kiminle gelir.

Boşalır bir zaman yer’den,
Bir yaşam iki yön verir.
İkiye boşalan yerden
Burası oraya gider,
Orası buraya gelir.

özdemir asaf demiş.

ne zaman bi’ yerde

ne zaman bi’ fotoğraf çekeyim desem, ya düşüp bi yerimi kırıyorum, ya dönmek zorundayım, ya da sürem kısalıyor. hangi düşünceyi, hangi düşmeye, dönmeye bağlamışsam artık. bu ne kadar sürecek acaba?

düşmeyim istiyorum artık da, kalkmak diye bi’ şey de var mıydı bu dünyada?

bi’ gelsen uzaylı. oturup konuşsak. açılsak yani birbirimize, veya başkasına. veya kaça bu teknoloji?

die Hölle, det wa?

eine kleine Geschichte:

Ein Mann ist gestorben. Er soll sich in der Hölle melden. Er wartet vor einer großen Tür.
Er wartet einen Tag, zwei.
Er wartet Wochen. Monate.

Dann Jahre.

Irgendwann geht ein Mann vorbei.
Der Wartende fragt: “Können Sie mir helfen? Ich soll mich in der Hölle melden.”

Der andere betrachtet ihn
von Kopf bis Fuß und sagt: “Aber mein Herr!
Das ist die Hölle hier!”

– ist die Hölle ein Ort? Was ist die Hölle? oder wann?

“Für die Wahrheit war keine Zeit.”

aynı anda , bi ‘ yerde

sessizlik iyi mi kötü mü karar veremiyorum. başından aşkın konuşmaları susturmak kolay değilse, hani müzik dinler ya insan, sessizliğe de en ihtiyaç duyduğunda veya belki de kendine en çok ihtiyaç duyulduğunda; kendinden başka her ses iyi gelirmiş gibi çalar ya, müzik diyelim…

aynı anda aynı yerden ziyade, bir sürü başka anda veya yerde olmayı bastırmak için, bi’ yerde yani.

bi’ kaç yere aklın kaçarmış gibi olduğunda dinlermiş gibi yapar, nasıl tarif edilir ki o an duyduğun ses. sessiz ve kendinsiz.

aynı anda bi’ çok yerde bi’ şey yok.