Yazar arşivleri: s3e2

s3e2 hakkında

mostly broken

Bi’r iki

İki noktadan yalnızca bi’r ufuk çizgisi geçer. O da gün batımı.geçer başından hikayeler insanın. Ölür dirilirsin. Kalbinde bi’ delik olsa bile, dökülse bile sevgin aşağı, eh hassas bölgelerine kadar, belaya bulaşmadan, jilet vurma. Netekim, daha gür çıkar bela.

Daha gür çıkar sakal, jilet vurma.

Lazer ışını, hassas bölgede, iki nokta arasından anca bi doğru çizer. Sen ışın vurma. Ya hiç çıkmassa bela?

Olasılıklar soğan sarımsak kokusu arası, yarıme-ekmekse, biçtiğin olarak. Sen kendine bi’ bi daha seslen.

Yemeğe misafir, tek başına. Kanında toksik yemek, hani, konuşmuştuk ya, akıyor dere gibi.

Bekledin de gelmedi bela. İki noktadan bi’ bela geçmezmiş derler. Acaip bi’ durum. O zaman hayvanlar: şarkılar bittiyse veya haddinden fazla, bi doğru oluşturacak şekilde uzadıysa.

Veya öte’ki ber’iki . İki nokta veya bi’ çizgi

(İyi)

Her şeye rağmen.

Ben güzelim, diğerleri berbat

Dersin ki, neden çocuksun; neden büyümezsin? Cevabım çok:

Ağzımdaki tadı, kalan tattır. içerken kimsenin anlamayacağı tonlar. bazıları apaçık. Apaçık: Birileri yalan mı söylüyor? Birileri acılar mı taşıyor sırtında yarın, sisifos gibi ama senin sırtında, taş ve sisifos bütün, bugün. Yalan ve acı yüklü, göğsüne öksürük gibi sığdırmaya çalışıyorsun. Bunları taşırken kimler öldü? Hangi bıçaklar molibden ve keskin ve demoklesin kılıcı? Hangi simgede adalet var yaz günlerinde? Hangi astro-kartografik harita üzerinde işaretledin rotanı?

Cevabım çok yok:

Neyse, içinde ne var?

asıl soru bu mu?

Kendine sorduğun soru bu mu?

Hangi fotoğrafta gölgelendin güneş?

Hangi cadde, sokak, ada; hangi yüz olsun diye hangi yüzü gördün en son? hangi yüze döndün?

89 kadar sokak var mıydı o yaşadığın yerde? Hah şimdi nerdesin? Hangi adayı sarmalıyorsun, edebi olsun, denizler gibi? hiç kimse ebedi değildi hayatında. Öyle davrandın.

Beter gibi, berbat nedensizliklere rağmen:

Heşteg gülenyüzler.

Heşteg gölgedenyüzler.

Heşteg yüzlerLeifadeEdiLiyor

Heşteg hangiyüZde

Bu böyle bitmez, gitmez sanki: daaaaradadaaaaaa (bi kenarda uyuyan tekire mırıldanma gibi düşün, sevgili internet.(oh my yeni tanrılar)

1/3 – %20

Yarına kalsın. Yârine bırakırsan, Yârına kalmasın: kafanı sağ alta büküp, koltuk-altına yakın limon servi kokusunu başka yerden alman. O (hangi) yarına kalanın hiç hali yok.

Tanrın seni var edenine bağışlasın ~

Bi’

Yaz olmayan bi’ öğleden sonra, geç olmadan denize atlasam. yanlışlıkla ağzıma su kaçsa, çıkmadan yalandan bira dökülse boğazıma. Kafamda dönüp dolanan şarkı çalsa tesadüfen. şarkı musallat olmadan aklıma, bitse ve sürekli her şarkısını dinlediğim hayvanca bi albüm başlasa aniden.

Kulakları istemeden misafir olmasa, duymasa komşular benim kazara yalnız olduğumu. haberi olmadan arayanlardan yanımda olsa. Diğer biraları getirse market ben aramadan. Şansa bi’ sigara yansa.

Kazara, aniden, bilmeden, istemeden bi’ gece hayatımı değiştirmese, burada olur muydum? Tanır mıydım kendimi bilerek, isteyerek?

Suyun içinde hareket, hayat var. Kimseye sormadan, bilmeden, hatası ancak kendini bağlayıp ama pişmanlığı bağlamadığını düşünen balıklar gitar çalıyor, solo atıyorlar. En sevdiğin, hayatının albümü ne balık?

Doğruyu söyle, gülme balıkçık. Düşünme, bil. Menkıben bu. Bağımsı. Vücut dili olarak. Ağzın var dilin yok balık. Bil: Zeka ölürken acı çektirir. Biradan ziyade, akllı aşağı, vücuda indirmek, bilinci öldürmek işe yarar vücudun. Pek de bilge olmayan birinin dalga geçtiği gibi: “ insanın içini dökmeye yarayan (hassas bölgelerindeki) boşluk, işte oradadır insanın yaratı” . Anlayana demiş tabi ki balıkcım.

Kurbağacım; zıpla. olmayan kaplumbağacım sen de, arsız kaktüsler; yaşayın. Sırnaşık kediler, oynayın gurlayarak. Sürtün bacaklar; cırcır böcekler. Top böcekler; dokunanlara top şeklini alın. Yemek artıklar; torf olun, kompost olun.

Ah bilinçli insanlar, ne bok isterseniz, o olun. Hukuki veya vicdani gerekliliklerinizle, Gerekirse aramayın, sormayın. Ama maskelerinizi takıp çalışın. Diğer insanlar toz, boğazınıza kaçmasın.

Üfür, yanlışlıkla q yazar. (Belirli koşullar, şartlar altında)

O, beni anladı.

şarkılar da “bi’” yere kadar.

Q.

Bilinç bi’ kanser sanki

sanki dediğin herşeyde bi ethanol kokusu var. bi’ şey, hiçbi’ şeye evrilmeden 3 dakika önce, adeta gökler ve yeri yaratan ama yeni tanrılara da göz kırpan sen gibi oluyorsun. Etanol, yalnız kalktığın sabahla beraber yattığınız gecelerin arasındaki fark gibi bi’ koku oluyor. burnunun direğini kırıyor. Burnun diğerinin burnuna değdiğindekiyle, yastığa salya ile musallat olduğu zamanki gibi farklar da tabi ki var.

Yok mu? Yoksa yok de. 3-5 gün sonra okuyunca Bu neyin kafası deme.

Etanolü, gerek sahilde çıplak denize girmeden önce, gerek bir kaç arkadaşla konuşmadan önce, bilincimizi alt edip, tüm durumu vücudun kendisine bırakmak için kokluyoruz. Kontrollü olmak için değil sanki.

Sanki bilincimizi bi’ yitirelim. sanki kanser bi’ bilinç o.

kurbağalama eylül rüzgarları

değişik bi kurbağa. acaip kamuflajıyla saklanayım derken, kendini bi belli de ediyor. görülsün mü istiyor, saklanmak mı belli değil.

eylül’e kadar olan rüzgarlarla gelmiş buraya kadar. eylül’de de rüzgar, bulunduğu konumda başka sürükleyici, görmemek bilmemek istediği yerlerde bi farklı.

ölenler de oluyor. yenilere yer açayım gibi değil belki. kurbağa gibi, ya kalanlara görünmek istiyor ölüm olarak, ya da toprağın altına saklanmak. yakın rüzgarlara ders olsun diye mi, bilinmez, uzak rüzgarlar aslında ölüm de getiriyor. inanırsan yaşam da getiriyor.

ama nerde yaşam? bulunduğun o yer nerede? orada ne var? orada bi’ şey var mı? yaşam kafanda var mı? kafandaki yaşam nasıl peki?

kurbağa bunları bilir gibi bakıyor. umursamazlığın sınırında gibi, ama belki de değil, önünden çekilseler de, bi zamanı gelir bi şeylerin gibi bakıyor. kafasında farklı rüzgarlar da esiyor belli ki. yanında da 5 çakmak getirmiş.

yarım yamalak hayatlar kurgulayıp beklerken, olmaman gereken yerlerde dolanıp, eğer ki bi çukura düşersen, kendi düşen ağlamaz. beraber düşseniz de ağlamamak daha doğru. birinin ağlayamayacak kadar sessiz uykusu, diğerinin sessiz uyutmayacağı ağrısı.

ve diğerinin de bu şekilde kalmasının verdiği rahatsızlık. kendi düşen, beraber düşen farketmez, korumaya alıyor bi’ şekil herkes, ‘kendini’

diyorlar ki, eğer içini sızlatacaksa ağır kalan, en iyi savunma saldırıdır. empati kurmayı engellemek için mutlaka ağrıyı şeytanlaştır. bahçedeki kurbağadan iğrenir gibi yap. kafandaki yaşam nasıl devam edecek başka?

kurbağa seni suçlamazsa hemen bi dürt, ölmüş mü diye, sonra rahat bırak kurbağayı.

kurbağa ölmüş mü?

ölüm, yine kalanlara, başka bir ağrı, ölmeyene başka. ölene ise ses hızında bi’ yere çarpış. can çırpış; can içinden çıkmış. yok diyemeyiz artık ama, bilinçlerin uzaklaşması.

rüzgarın ruh sürüklemesi, toprağın can çıkarması, toprağa gömmek, topraktan almak, suyun kolla yarılması, merdivenlerin bacak çalıştırması ve tabi ki zamanın sarkıtması.

seni bilmeyen insanların, akla hayale sığmayacak tek taraflılığı ve buna müteakip seni bilmediği rüzgarlara savurmaya çalışması. rüzgarda polenler, yeni yaşam biçimlerini düşünmek gibi yeni fikirlerle toprağa düşme. toprağın yeni bi can almak ve yeni bi can vermek için yarılması. öncesi ve sonrasının düşünülemediği o sürecin can ağrıtması. kafaların da biraz ağarması.

her zaman, başkası için en doğruyu görüp, o başkasına sormadan, durumu çözmeye yeltendin mi, karşına iki çeşit insan çıkar: sürüklenen rüzgarla, rüzgarı süren. iki tarafta da rüzgarın nihayi gidiş yönü ve yitişi çarptığı yüzeylerde aynı. algı biraz farklı.

eylül rüzgarsız başlamıştı ama rüzgarlı devam ediyor. 4 sene öncesinde nasıl sürüleceğini bilmediği rüzgara atlayanlar, 3 sene bunun demeyelim de, bi’ şeyin acısını çekiyor. kendi düşmediği çukurda terkedilmişliği ve bunu anlatamaması bi 3 belki 4 sene daha bilemeyişi onu yaralıyor. kemiklerini kırıyor, boynunu büküyor. toprağa uzanıyor ama toprak henüz onu kabul etmiyor. üzerinde parlayan ay onu saklandığı yerde belli ediyor. ay belli ki adil yargılamayı doğru bulduğu kadar, kendine olan adaletin topuzunu, zaman zaman kaçırıyor. suya söyledikleri, suyun yüzeyini ne zaman parlatacak bilmiyor.

kafasında hep bi’şey. kurbağa ile konuş, toprak ile konuş. kalbinin tek atışlık şansı varmış gibi düşünüp, karşına çıkabilecek merdivenlere kaç adım atabileceğini göz ardı edebiliyor. kurbağa bekliyor. bi noktada, bi yerde veya olduğu yerde, korksa da denize çivileme atlayabileceği, kurbağalama yüzebileceği orada bi’ yer var.

sar zaman

zamane değil, tersten okunduğundqki değil, geçmişin yükü falan değil. yapabiliyorsan at kurtul, bırak. basit gibi. sar zamanı geriye, tekrar tekrar yaşa. veya unuttuğun bi şeylerse, rwd diye halk arasında bilinen tuş bozuk. fwd de bozuk ki, rwd arkadan çekişli arabalar için bi kısaltma olabilir, ki arkadan çekiş hep manidar bi kelimedir. (z) aman. ellerine bak. halk arasında dedikodusu çok olan ve yazısı neredeyse silinmiş play tuşu, sürekli çalışır. ama kaldığın yerden.

.—.

veya, dinle. sus. al. yin.

dinlemiyorsan da, sarzamanışta bulunma. bi’ zamana gülerse, o’zamana ağlarsa yüzün veya bi’ yer yaz, bi yer kış: yaprak kıpırdamıyorsa bile, zaman geçmiyor zannetme. ağaçlar eğildiğinde de rüzgar önünde, zaman geçiyor zannetme.

merdivenden yukarı çıkarken zaman ilerliyor da, inerken zaman geriye mi sarıyor?

zaman geçmiyor.- zira zamanı geriye saramassan,aslında sarsan da, zaman sarkıtır. bedenini sarkıtır, zihnini sarkıtır, yer çekimiyle, sen en üst basamaktaymışsıncasına ama hep dostmuşçasına sarkıtır. boyn’un bükmez de adeta zihnini büker.

zaman diye bi’ mevhum kaldıysa, o sandığın gibi bulutların hızlıca üstünden geçmesi değildir. (büyük ihtimalle) ve en en küçük ihtimalle harekettir hissettirten kendini. en basit haliyle içindeki bi birikintidir. sen bastikca üstüne, çırpınmanı ister, sen çırpınmadıkça ama, batmazsın. koyverirsin ve bunu doğru yazdığını düşünürsün. buna ama zaman karar verir.

sarkıtmadıysa henüz zaman, seni, herhangi bi’ yerini, dersin ki, ah zaman. öyle sarmalayıp veya katlayıp dolabın en dip köşesine koyduğun zaman değil, hiç aramadığın bi’ zaman karşına çıkandır zaman. ah dersin, işte o’zaman. aman zaman.

zaman sarmalanmadıysa ve sarktıysa ama, kıymetini bil. kendi zaman algın, belli ki aman z’aman bi şey değil. bi yer değil. biri değil. öbürü değil. kırmızımsı belki ama halk arasındaki gibi hoş kokulu hiç değil.

sar ordan o-zaman üç-5 zaman. aman ne zaman oeki? ama sormuş bulunursun: hangi zaman? zaman o zaman sarartır da güneşte kalmışzamtghkgxnjssn. yanılırsın. belki sanırsın. belki saldırırsın. susarsın. hatta sus. al. yin.

o’zaman her zaman sarkıtır.

iç boyut

insan algısı iç boyutlu derler. içinde ne varsa, dışarda dört boyutlu oluyor, hisler be/veya hissiyatlar. yıldızlar var. rüzgar var. yalan dünyalar var. yaratılan boyutlar var. yarım hayatlar var. hissiz bölgeler var.

derler ..-

araf

belki ölüp diğer insanlara yer açtım. diğer ruhların arasına daldım. öyleyse, belli ki ölenler epey çok. aralarında var olmaya çalışıyorum. henüz gidemedik son noktaya. son nokta yoktuysa, nereye karıştık? ya da neyi çözüp sonsuz döngüye karışacağız? tüm bu olanlar bize gösteri.- …—-/— ..—- zaman çünkü, asla önceki gibi akmıyor. asla önceki gibi bi’ kıyamet değil, farklı bi dünya sanki. her şey kafamda kurduğum gibi. bi’ tekerrür, biraz teşekkür.

kokladığımız, hafızamız, her şeyin kurduğumuz gibi olması da bi tesadüf mü? teessüf edenler çekildi mi? kalanlar kim? o kalanın hiç hali yok. onun veya diğer oradaki. seni var eden bi’ yerde. orada bi’ yerde. orada bi’ yerde yakınlaşmayı da bırakıp.

bırakıp, salıp bi yerde. nerede bi’ yerde? orada bi yerde. dalgalı denizde.

kor kırmızı, ve kırmızımsı

bi’ kere anlaşalım; şarap kırmızı renktedir. kırmızı renkteliği, ama asla, başından, yani başının üstünden geçen bulutların, yani üzerinden geçen bulutların ve belki rüzgarın sürüklediği ve hatta ne acelesi varsa dedirtecek kadar hızlı geçen bulutların, sana ne hissettireceğini düşündürecek, ne biliyim, bi’ sorgulatacak bi renk değil aslında kırmızı. yani sanki renginin, gül rengi de olsa, bi önemi yoktur. bunda bi anlaşalım önce. bi anlaşayazalım. bi diş-altı şişliği değil bu kırmızı kızıllı meyvemsilik. bunda bi anlaşalım. bi anlaşın. bi anltlaşma yapalım. bi sözlü, bi sözsüz, neyiz biz, ne şekildeyiz, neye göre şekil, neye gore renk aliyoruz. bunda bi’ anlaşalım.

dişaltı şişlik kırmızımsı mı? bi anlam verelim buna. bu bi’ ölüm mü? ölüm kırmızı bi sıvı mı, bulunduğun toprağın, rengine bakmaksızın, şeklini alıyor.

ölmeden de; içtiğimiz şeyin rengi karnımızda beliriyor mu? önce bunda bi’ anlaşalım. antlaşalım ve, veya ant içelim içtiğimiz şeyin kabının şeklini almaya veya rengini yüzümüze yansıtmaya.

bi önce anlaşalım; bunun rengi kurmızı, kızıl, kırmızı meyvalarımsı. bunda anlaşalım.

kabın şeklinde anlaşalım ve /

veya bi’ şeyde anlaşalım.