daha sonra kan lekesi olacak bir gömlek

düşündükçe, sanki bunu daha önce bi rüyamda görmüş gibi hissetmek için zorluyorum kendimi.

kimse yok. bi mekanın arka bahçesinde, sokaktan görünmeyen bi yerde, önümdeki masada, bir iki karıştırılmış içki başımı ağrıtıyor. arkamda ve önümdeki masalar boş. herkes tanıdığım sevdiğim insanlar sanıyorum. onlarla mı, kendimle mi bilinmez, ne güzel başlamış bi konuşmanın ardından terkedilmiş gibi, önceki konuşmalar yankılanıyor ve ağrıma daha çok musallat oluyor her hayali suret ve konuşma. ne zaman hayaleti kalmış konuşmaya cevap vermek istesem, hayalet suratlar da bir anda kayboluyor. sonsuzdanmış gibi çıkan sesleri neden başımı ağrıtıyor, bilemiyorum. aslen yoklar zira. bıraktıkları hafif bi rüzgar, bazı renklerde masa ve sandalyeler; zayıf ışıklar, biraz önce kaçmış insanların tüm enerjilerinden bir parça koparmış, orada biriktirmiş, ben göremiyorum: sadece birileri, bi şeyler, bi his yoğunluğu, garip enerjiler orada varmış gibi hissediyorum. kesin burdaydılar bi süre önce, sadece şu an yoklar.

aklımın almadığı duygular içerisinde yoruluyorum, onların bulunduğu ama şimdi yokoldukları yerde. hala hafif bi rrüzgar. bu kadar çok duyguyu aynı anda hissedebilir miyim? bu kadar çok duygunun içerisinden birini seçebilir miyim? hafif bir rüzgarı büküp, fırtınaya çevirebilir miyim? ben mi uzaklaştırdım herkesi yanımdan? hala ben yokken konuşulmuş gibi her şey, yoğun, ben kafamı döndüğümde hiçbi şey yok. kaçmak istiyorum o ruhumu emen yerden. bir kaç cılız ışık içerisinden, karanlık mekana girip, öteki taraftaki sokak kapısından dışarı çıkıyorum. anlaşılmaya çalışmışmayı da bırakıp, yenilgiyi kabul etmeme ve kaçmak istememe rağmen, çok uzağa da gidemiyorum. son yemeğimizde yarışmadığım bir dalaş var gibi. yok, yarışmadığım bi noktada çoktan kazanan biri var. üzüntüler umrunda değil. kaçmak gerek. yoklar ama, enerjileri takılı kalmış, başı diğer taraftan çıkmış çivilere. neyse git diyorum. yoğunluk hissediliyor. artı yoğunluk ordayken, tüm eksisi üzerimde birikiyor. çıkıp gidebiliyorum, neden bilmiyorum. gittiğim yerden kimseyi çağıramıyorum. çağırsam bir ruh gelecek, korkutucu şeyler söyleyecek, cevap da veremem, o öyledir diyebilirim belki sadece. bir diğeri gelip boşver diyecek. diğeri omzuma dokunacak, pişman olmadığı her şeyin beni üzeceğini bilmesine rağmen kendisini kaptırması gibi bi dokunuş.

alkolle vaftiz edilmiş olan çiğ et, ilk öpücükle yakalanması net olan kişiyi adeta işaret ediyor. işaretinden bin-yıllar sonra bile izi kalacak, tanımsız bir uzama sürükletecek takipçilerini. içlerinde kalanların dışında yüzecekler boşluklarda, her gördüklerine mucize diyecekler. akıl, bilim belki sadece izan açıklayacak ama onlar yalan diyecekler.

geri döndüğümde, zaman ve ışık birbirine karışmış olacak ki, neyi, ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bile. kimse yok hala, ama o enerjlere başka birileri de eklenmiş, hissediyorum.. artık dayanılacak gibi değil, ayrılmak istediğimde ayağım takılıyor, düşüyorum, hangi taraf olduğu önemli değil, kaşımın üzerinde bi yarık, ayağım ve kalbim buruk. bir iki ufak sıyrık daha. gömleği kan lekesi oluyor başımı dayadığımda. beni avutmak istediğini biliyorum, ama avutulmak istediğim kişi başka biri. ve işte isteksiz ruh transferleri. büyük bir boşluğun içerisinde birilerine bi şeylere tutunmaya çalışıyorum. tutunduğum her şey mi üzücü? kendimi kaybetmiş hissediyorum.

onun dışında hatırladığım bir kaç bağırışma, çevre sakinlerinin müdahalesi ve uzun bir yolculuk. yumuşamayan hislerime yumuşak bir ev belki.

ertesi gün kanlı gömleğiyle hiçbi’ şey olmamış gibi geri dönüyor. ruhlar daha görünür olmu ama yine hayal meyal. aralarında benim hakkımda konuşuyorlar. ben de aralarında benim hakkımda konuşuyorum. kimse özne değil. kimse özel değil. herkes kendine tutunmuş, şiddetli rüzgarda başka birinin üstüne düşmeyim diye uğraşıyor. ertesi gün bile, hiçbi şey ifade etmediği düşünülen öpücük, yanındaki iki diğer suçluyla bizi çarmıha gerecek bir kaç zaman sonra. tanrı hangimizi ölü gibi gösterecek de hangimiz yaşamaya devam edeceğiz başka bi boyutta, çok merak ediyorum. hangimiz, bilmiyorlar, onları affet diye yalvaracak. öldü mü diye hangimiz mızrağı, hangimizin karnına saplayacak.

daha önceki ertesi gün rüyasını anlatmadana önce gömleğine baktı. kan var. birisi mızrağı geçekten saplamış olmalı ama önemli olan, hangi hissine üzüleceği. o kadar çok hisse de aynı anda üzülemez kimse. bir tanesi öncelikli olmalı. ona üzülme geçince diğer his ortaya çıkmalı sanki.

gerçeklerin askerleri tepeyi bırakmış gitmiş, fırtınadan da eser kalmamış. kim indirmiş beni oradan hatırlamıyorum. benimde gömleğime kan bulaşmış. ordan bi kral olarak mı çıktım, öylesine bi hırsız tecavüzcü mü bilemiyorum.

bugün hala yaşıyorum. benden emdikleri tüm duygularımı, yerine daha önceden emilmiş pis hislerle değiştirmişler. ama hala çevikler. topallayan, başı yarılmış benim ama hissettiklerim benim değil. duvarda beklerken vursalar üstüme, kaçamadan, tüm gereksiz renklerdeki hislerimle duvarı lekelerim. benim kurgularım; benim daha iyi bilip her deliğin üstüne sıva tamirleriyle kapatmaya çalışmam, boyamak için kurumasını beklemem tamirlerin, eksikleri tamamlamam benim. yine de tamamlarım. hiç gördüğüm rüyanın etkisindeymiş gibi davranmam. ben de böyleyim. gömleğimi de, daha sonra kan lekelerinini artık üstümde olmaması gerektiğini bildiğim gibi çöpe atabilrim. yalnız kalabilirim. kendi başıma güçlü olabilirim. her şeyi anladığımı iddia edebilir, yüzdece yanılma paylarına saygı duyabilirim. her birlikteliğimizde olduğu gibi yine içime de atabilirim. ya da, ara vermek isteyebilirim.

yorgunum. gerçekten hissetmemiş olabileceğim, bana öyleymiş gibi gelen her şeyin, diğer hırsız tarafından umursanmayacağını da bilebilirim. özür de dilerim. özür dilenmesini beklemesem de olur.

kutu açıldığında içinden ölü çıkabilirim ama en çok yaşarken öldüğümde bile hislerime göz kulak olmayı isteyebilirim. aynı şeyleri yapıp, değişik şeyler bekleyebilirim. hepsini bi rüya olduğunu sanabilir veya yaşanmışsa bile gözardı edebilirim.

daha sonra kan lekesi olacak gömleğini ütülemeden giymişti büyük ihtimalle. başka bi özelliği yoktu hiç. ve başka bi özelliği de, gerçekten kafasına dank etmesi gerekenleri, büyük başka tokatlarla görmesi, başkaları tarafından atılan tokatlarda belki, bulması gereken, böylesine zorunlu durumları kafasında yaratıp, onları gerçeğe dönüştürmesi. göğsüne dayadığın hangisi yumuşak başlıydı?

hala çok geç değil… kırpılmış kalpler, çok da fonksiyonel olmayan sağ eller. sol elde hissedilen yanmalar; göğüs kafesinde ağrı ekleyelim. her şeyi anladığımı düşünürsek, her ve şeyin ayrı yazıldığını biliyor muyuz. her şeyin ayrı bi yeri var. aklımıza kurgular musallat olmasın. bitirmişliklere müteakip mutluluklara gebe olalım. hayal kırıklıkları musallat olmasın benliğimize. iç kıpırtımızı güdülerimiz söndürmesin.

kaçıp gitmeden önce, daha sonra kan lekesi olacak gömleği giydi. hala daha uzaklaşamadı bundan. yakınlaşmamak için, yıkanabilecek de olsa kan lekeli gömleğini çöpe attı. içten kıpırtılarının kırılma sesleri epey uzaktan bile duyuldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.