yumuşak dokular

7 – düşündükçe sol elim daha çok yanıyor. bazı şeyleri hemen unuturken  bazı şeyler hiç de kolay unutulmuyor, öyle mi? yumuşak bi yere de düşsen, su ve çamur içine mesela, düşerken neyin içinde olduğunun da önemi büyük. her su ve çamura bulanmış şey bir canlıya dönüştürülmüyor. önceki hakkını kullan sen de, şu an hala çamur halinde bekleyenler var. yeniden şekillendirilmenin imkanı yok. edilgen bi tarafında olmak şekillenmenin, hiç iyi bir tarafı değil. karanlık, çamur ve su. bazen sadece bağırabilecek kadar ayıksın, ya çok karanlık, ya hiç gözünü açamamışsın ki karanlık. hiç gözünü açamadığın kadar büyük bi karanlıkta kaldın mı? hiç ses de yok.

o karanlıktan hiç çıkmamış olmayı isteyebilecek kadar mesela. bir adada bile değilsin. evet keşfedilmemiş duyguları simgeliyor diyelim ada sözcüğü, keşfedilmemiş ada var mı? kanımca yok. o zaman keşfedilmemiş bi his de yoktur. beyhude bi yüzme çabasına girişmeyelim karanlık, çamurlu suda. belirtilmişti çoktan bir elektriklenmeye mahal verilmeyeceği. basit duyguarımızla da oynamayalım lütfen. bütün bu yumuşak taraflarımız, kırılganlıklarımız falan hepsi çok insani, eski şeyler. bilinen şeyler yani.

8- evden koşup çıkmadan önce nedense onay almak gerekmişti, geri kalanları toplayan …

-Sence?

– istiyosan git !?

yanlış tarafa bakarak adını bağırmış olmam bi problem değildi, ada zaten o an farelerle omuz atabileceğin kadar küçülmüş ya da içi içine sığmayan bir heyecan var da neyin heyecanı? ada küçük! hep böyle ufak heyecanlar, olmadık işler peşinde koşmaktan zaten çıkmıyor mu bu işler, küçülmüyor mu kaplar? içeriden daha büyük gibi gözükmüyor mu? neyse sana söyleyim, seni aramayacak zaten sonrasında, üzülme.

-seninle yürüyebilir miyim?

bu adada gece denize girmedim ki yıldızları göreyim. zaten yaklaştıkça solmaya başlayıveriyorum. solgun parlaklıkları, yumuşak dokuları kimse sevmez. o yüzden mi?ama yumuşak dokular da kırılmaya daha çok dayanıklıdır. hepimizin ihtiyacı olan bi değişiklik tabii ki. gece denize girelim. yolu eve mayonu almaya gitmek için uzatmış olmak daha sonralardan kıymetini daha az anladığım birşey olsa gerek. neyse kiraz ağaçlarının olduğu bi ada değil orası. yani kiraz ağacı görmedim ben!

-omzuna kafamı yaslayabilir miyim?

aslında bunu soramadım. deniz mükemmeldi, kafaları serinletmesi haricinde tabi. yıldızlara bak, konuş ama hisleri serinletme. başka bir taraftan, mesela anakaradan bakma ada tarafına, dalgalara kıçını dönme, ayla, yıldızlarla yüzmüşsün başka bir şey düşünme, oraya ait olmayan hiçbirşey yapma. sigaralarınızı için. duman olup oralarda sonsuza salının, salmayın birbirinizi. daha sonraları gittiğin veya karşıdan gördüğün, veya hem adada olup, başka bir adayı gördüğün yerler. bunlar hep yalnızlıkların işaretleri. o zamana ait olmayan herşeye arkanı dön hemen. zaten kumsalda sabah olmayacak. sokaklar da güvensiz değil adada. kafalar omuzdan kalkmak durumunda. ama omuzlar da en az kafa kadar sıkıntılı. bunaltı her yerde aslında, tezahürü hiç ummadığın yüzlerde. yok öyle bi tanrısal bağ. sadece efsanevi bir yıldızın ismi. ama herkesin bir adaya ihtiyacı var yeryüzünde. herkesin uyumaya da ihtiyacı var.

-eve gitmem gerek, ev dağınık.

-ama orada bişey yok !?

6- normalde o binanın önünden çok geçmezdim. çünkü 4 yoldan sola dönmek gerekiyordu. ben genelde sağa dönüp daha yokuş yukarı çıkardım. bisikletle bile gitmişliğim vardır. daha sonrasında kendisinden haber alamadığım iki teker. o zamanlar ne binadan haberim var, ne mimarından. yalnızca sabah erken saatlerde boş yollarda çevirilen pedallar, bi’ takım duygu ve hissiyatlarla geçirilmiş geceler sonrası. harcanmış mı demeliyim? dememeliyim ama demek geçiyor insanın içinden. kafana da kulaklıkları takman lazım ki, kendi iç sesleri duymayalım. daha sonraları üzerinden kaldırılacak olan rölyefi görerek yanından geçtiğim bina. hiç bitmeyecek zannettiğin bazı zaman dilimleri. sürtülmeyen burunlar, hasarsız yumuşak dokular.

mutlu insanların hikayeleri yoktur.

bu kadar inanma her söylenene. zaten kurguluk kemikleri önceden de kırıkmış. baksana hiç benziyor mu bu bana gösterdiğin binaya? Bariz belli değil mi öncekinin de bir kurgu, bir bilgisayar çizimi olduğu.en azından diğer tarafından bakmayı dene. bi dene!

gerçek olduğuna inanma yani hiçbirşeyin. yalnızca kafamızda yarattığımız imge, resim bişeyler hepsi.

9- ısmarladığın yemek çok güzeldi. yanında içtiklerimiz, lokanta, sahibi, çalışanları. içtiğim sigaralar, sardığın sigaralar. geçen insanlar. yan masada oturan insanlar. anlayamadığım dilleri. diğerleriyle de görüşeceğiz ama bütün gün aramanı bekledim. beklerken yediğim yemekler, sabırsız ve beni doyurmaktan uzak. bir kaç içecek alıp eve gittiğimizde ertesi gün adadan ayrılacağıma kesin gözüyle bakıyordum artık. sen de bana bakma. mevsim yaz değil ama bahar.

bi ada bulup kendimi gömecek değilim. insan düştüğü karanlıklarda bunları düşünmüyor belli ki. düşündükçe sol elinin yandığı bir durum. düştükçe elinin yandığı bir durum, sol elinin. düşünce sağ elinin ağırlığı altında ezildiğin durumlardan bahsediyorum. binip gitme yani diyorum o arabaya, vakitlice geri de gelinmeyecek, belli ki, orada bişey yok.

elimde değil tabii.

önceki günlerde, sen ortaya çıkmamışken ama herşey yine de güzel gözükürken:

IMG_6920

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.