kurguluk kemiği

1 – kıçı başı kırık. yürümek için de zor durur ayakta. baksan kalbinde neler var ama sinirlerinden geliyor hasarı. yine belki baharın hemen ertesi sayılabilecek bir zamanda,  üzerindeki bulutların hep başkasıyla güzel görünmesine hiç aldırmadan, yıllar önce bıçaklanarak öldürülmüş bir mimarın görece ünlü, görece değişik bir binasının önünde karşılaşmayı kurgulamış: a!

-kahve içmeye vaktin var mı?

hemen kabul edilmeyi bekliyor tabii ki. sanki uzundur görüşmemiş olmanın hiç bir önemi yok. o binanın hemen önündeki yaya köprüsünün üzerinden çekilen fotoğraflara ve anısına bile belki bir saygısızlık bu. bu kadar yükü kaldıramaz yeni yeşillenmiş ağaçlar. kırılır kalpleri hemen. havalimanından gelirken aslında söylemye çalıştığı şey, bir adım atmaya çalıştığı olabilir. tamamiyle bir yenilgi miydi diye düşünecektir sonraki zamanlarda öne sürülen fil.

2-içilen kahvelerin hemen öncesinde çıkan karıştırılma sesleri, belki değnek seslerine karışır zira, kahveye gitmeden önce kahvenin tadını düşünür insan. doğru bir davranış olmasından değil ama yüksek tonoz tavanlar, yolun kenarında uğranan görece farklı mimariye sahip ibadethane, yan bina üzerinde bıraktığı izlerin görüldüğü, çok da uzun süre önce yıkılmamış eski bir yapı. bunlar hep başka binaların gölgelerinde kalır aslında. hava da karanlık ve bulutlar da hakim ne de olsa gök yüzüne. deniz kenarında alkolsüz bir balık restoranı.

3- elimi dizime koydum, belki elime dokunmak ister diye. sıcak sol elim sadece dizime sürtünüyor. balıklar belli ki çok alkol almışlar, hepsi denize dökülüyor. denize dökülürken hepsinin bayat gözleri mat. yosunlara bulanıp da kayboluyorlar kendi gözlerinden.  kendi gözlerini parlak görmeye alışık olduklarından değil kaçışları. iç sıkıntısı belli ki. normalde biliş aslında sekiz bacaklılara ait demişlerdi. çok bilişince yaşam motivasyonları düşüyormuş. bu balıkların derdi belli ki temel yaşam mücadelesi.  içtiğin

4-bardakla nasıl becerdin ki içlerini sıkmayı? yan binanın sakinlerini bilmez kimse, her gün binlercesi geçer oysaki önünden. bina geçenleri gözetler. çoğu zaman da gökyüzüne, varsa bulutlara bakar. bir anlam çıkarmaya çalışmaz. öylesine bakar. karakteri sabittir ama cephesi boyanınca kendini bişey zanneder. tufanda suya batmıştır. içinin temizlenmesi biraz zaman alacaktır. aslında ben eski bir binanın yeniden değerlendirmesiyim. üzerime de bir ek yaptılar. aylardır gözleri parlak balıklar gelsin istiyorum. araban varsa başka bi yerde gidip içelim kahveleri. arabadan çıkmadan veririm getirdiklerimi diyecek olur. ama 500 – 600 metre daha aşağıdan sağa dönecektir, üzerinde rölyef olan binanın duvarına elini sürterek.

5-kurguluk kemiğinin çatlaması, kötü niyetten değildi, biraz heyecandan, biraz salaklık belki ama, asla düz çizgi veya dairesel döngülerle oynamak değildi amaç. arabayı sen kullan tabi ama kontrolü de sana vermezdi daha. kontrol edebilirim derken dinlediği şarkıların büyük kısmının sadece ritmi melodisi hislerine karşılık geliyor. sözleri bambaşka, atıyorum ingiltere falan geçiyor şarkının içinde, bi yerlere çarpmış çok geçmiş saat. benimle ne alakası olabilir ki? belli ki her şarkı sana yazılmamış. nereye gidiyosun ki zaten? bişey yok orada.

kurguluk kemiği” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: yumuşak dokular | Orada bişey yok!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.