tanımadığım bir kişiden yiyecek ve içecek

bir ikinci başlık da aslında kareli gömlek..

üçüncü başlığı bouğn koyuyorum..

ev gibi de hissettirmesin tabiki de, neden bu otogar binalarının hepsi soğuk ve insanı yanlız ve küçük hissettirir? 

insanlar yolculuk şaşkınlığında ve belki düşük enerjiyle yaklaştıkları garip bir enerjiye sahip oluyorlar, en azından ben öyle düşünüyorum, hatta düşünmeme izin vermeden hissedilin o garip “bouğn bouğn” eden enerjilerin insanın üstüne üstüne gelmesi..

otogar küllüklerinin sessiz çığlığı, satılmamış biletlerin yanlızlığı, çanta saplarına iliştirilen numaralı kimlik bilgileri. demek sadece insanlar yanlız ve küçük hissetmiyor.

bugün (tarihte var yazıda) ilk defa bunu hissetmediğimi farkettim.. daha doğru olacaksa, ilk defa bugün, bi süredir yolculuğun beni mutlu ettiğini farkettim..

sanki o bouğun boğun eden enerji gelmiyor da, ben bütün insanların o iyi enerjilerini çekip, bencil bencil mutlu oluyorum..

belki de daha önce garip hissetmemi sağlayan da benim gibi başka bir hasta ruhluydu..

bütün o ankara kasvetini yaşayıp, bütün beyin hücrelerimi, olmuş şeyleri düşünme seline bırakıp bir de üzerine bi takım kurgular yaparaktan canımı sıktığım için de olabilir, artık yol ve yolculuk durumuna alışmış olduğum için de olabilir, otogara girdiğim anda bi endorfin havuzunda buldum. 

bu havuz sıcak ve kucak.

sürekli bir kaçış hali mi s bey? kucağa yönelim, aman kafalar çalışarak yorulmasın, hemen meşgul edecek başka bişey bulayım? 

dururrken değil de otobüs hareket etmeden önce neden mutlu olur insan?

iyimser bakarsak, gideceği yer yepyeni bi yerdir. ya da daha once gitmemiş gibi heyecan duymak. bu daha iyi gibi.

iyimser bakalım. iyimser bakarken, beyin hücrelerini eski olmuşları tekrar tekrar hatırlayarak sele boğmayalım. eski şeyleri çok da yazmayalım.. 

ankaraya her gelişimin bende yarattığı etki gibi, olmayalım.

lütfen tanımadığım kişilerden yiyecek ve içecek almayayım. bazen kendimi de tanıyamıyorum, ama birşeyler yiyeyim şeklinde girdiğim ankara sofrasında, et çılgınlığım devam ediyor, gereksiz paralara yarım döner.

yukarda bahsi geçen yanlızlık psikolojisi, veya korunma güdüsü de olabilir, arka taraflarda bi masaya oturmama neden oluyor. 

masa ikea, beyaz’ına oturmayı tercih etmediğim turuncu urban sandalye de ikea.

yemek yerken çevremdeki 30 küsür boş masaya rağmen, benim yakınıma gelen, ve hemen dibimdeki masaya oturan diğer otogar sakini..

birbirini tanımadan yemek yiyen iki kişi. bütün hasta ruhlular da beni mi buluyor, yoksa adam da gerçekten çok mu yanlızdı?

baba dırdırından kaçırılmış küpelerin yeniden takılmasına müteakip, bitirilen yemek ve yanlız adamdan kaçış..

yanlızlığı mutsuzlukla bağdaştırmak çok doğru değil, ama yanlız ve mutsuz birisi olmak çok da doğru değil.

şu ana kadar beraber mutluyum dediğim insanın yanına giderken, yine, mutsuz ve yanlızlığımı otogar da mutsuzluk ve yanlızlık yiyici akbabalara bırakıyorum. belki yan masada oturan herife de bi parça düşmüştür..

herkesin beslendiği bişeyler var. otogar kapısına girmeden önce, beyaz tenli insanın yanına gitmemeye karar vermiştim aslında, bir süredir ondan beslendiğim için, söylediği şeylerden de etkilenerekten, bu sefer de kararı kendim vereyim ve gitmeyeyim şeklinde.. ne oldu? kendim karar aldığımı zannedip,  yine telefonda, deneyebiliriz sözüyle, yeşil bir kente alınan bilet.

yanlız kalan biletlerden bir tanesi benim seçimim doğrultusunda oldu.

neyse benim seçimlerim ayrı bi kitap veya yüksek lisans konusu. yüksek lisans yapmayı hiç istemedim.

yine dert edilmeye müsait bir gidecek yeri seçmiş olma durumu da var.

herşey birbiriyle bağımlıymış gibi gözüküyor, fakat herşey çok bağımsız, aradaki tek bağ kendi bağım, yani bağlayan yine benim..

bunu yazmak istemiyorum, olgunlaşmamış bir sıkıntı sanırım.

yazdıran şey zaten olgunlaşan sıkıntılar mı?

gözlemler mi?

ifade problemi.

……

uzun bir yolculuk içerisinde, kelimelerimi uzundur, tatlı şerbete yatırmadan, biraz da çiğ bir şekilde kafamdan tekrarlıyordum, şimdi aynı şekilde buzdolabından çıkmış haliyle yazıyorum. çok da unutuyorum. tetikleyiciler var. 

24 şubat başka bir yer, 25-26-27 şubatta babayla geçirilen bir sabah ve tekrar yolculuk. 

.

hah, kareli gömlek, türkiyede üretilmiş, viyana da satışa sunulmuş, oradan satın alınarak, ankaraya getirilmiş. şu an da üzerimde olan kareli gömleği, viyanaya giderken üzerime giymeye karar veriyorum.. 

yoksa herkes/herşey dönüp dolaşıp… ?

yok yok öyle olmak zorunda değil, beraber başka yerlere de gidilir.

neyse, kendimi tanımadığım yabancılardan yediğim için, zehirlendim mi ne, uykum gelmeye başlıyor.. sanırım kendi kendimi ilaçladım yine.

alla vere de herşeyimi çalmasam.. 

ps. ankarada bizi, 5-6 mt konsol çalışan soğuk saçaklar altında, yanlız ve şaşkın ve ezik bırakan mimarımız Utarit İzgi’dir.(tek başına çalışmamış)

mimarlar çok dediğim dedik.. kendilerini ne zannediyorlar acaba..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.