kısa tarih

biyerlerde bulunmanın kısa tarihidir:

biyerlerde bulunma çabasının kısa tarihidir:

biyerlerde bulunamamanın, etrafta dolaşmanın kısa tarihidir:

nerden başlayacağını bilemediğimin yakın, kısa tarihidirmişti:

bornova’da da yaşamış oldum.. güzelyalıdan ayrılınıldığından beridir, bir evim yok, evim hissedebilecek bi yerim de yok sanırım.. en yakını hangisi? kafamın içini bile, kafa’nın evinden yakın hissetmiyorum/hissetmedim.. 

çelişki burda, kendime çok uzundur olmadığım kadar yakın olmamda, ev yok ama, kendimi daha fazla gezerek bi yerlerde bulmaya yaklaşmış olabilirim..

aradığın şey belki çok uzakta değil, çok çok yakınlarındadır, simyacı kitabı felsefesinin aslında doğru olmayabileceği, tebdili mekandan gelen ferahlığın iç aydınlanmaya kadar gidebileceği tezini de utanmadan savunabilirim.. (tabiki belki*)

*belki şu sıralarda, kasım 2011 – şubat 2012 aralığı diyelim, en çok duyduğum kelime: olabilir.

bi yeri ev hissedebilmek için kira mı vermek gerekir? yoksa bi laptop bi ev midir?

aldığım bütün eğitim boyunca sorgu vardı, ben çok deneyimliydim aslında ama pek işime yaramadı: sorgu + sorgu = daha çok sorgu, oldu ne oldu? neyse, bu eğitim boyunca da bi ev sorgusu vardı, veya bi mekan nedir? 

ev dediğin yer, kültürel olarak bile çok farklı yerlere gidebiliyor, mekan daha mı küresel ne? neyse olabilir mesela, ev de mutlaka bi mekanı kapsıyor aslında ama her mekan bi ev değil, aman da ne mantık.. 

neyse bir evin var, ama mekan olamaya da bilir.. bunun gibi bir sürü önerme yapıla da bilir..

veya, bütün bunlar göreceli ve kişiye göre değişebilir, hatta hisse ve hatta ve hatta duyulara göre farklılık kazanabilir. yani gerçek bir ev tanımı veya bir mekan tanımı yaratabilir miyiz?

mekan tanımlama insanı meslek sahibi yapar.

eğer çok da idealist ve mutlak doğrunun yapılması gerektiğine inanıyorsan, mesleği bıraktırabilir, uzaktanda olsa içli içli geri baktırabilir..

bi süre gözü dolu bi şekilde, benim evim o’ydu derken, şu an sinirli ve boşageçmiş gibi bile gelen bazen, ama asla kötüleyerek değil, bu lafa sinir olup, ağzıma bile almak istemiyorum, amaaaaa; 

bir ev, başka bir insanın yanı da olabilir. veya obsesif, takıntılı veya, olup, herhangi bir obje/nesneyi ev’in olduğu yer de yapabilirsiniz.

televizyonu olmayan evlerin ana objesi bir radyo / müzik seti olabilir mesela,

aptal bi sandalye, kırmızı bir raf da olabilir.. kurtuluşta taşınılmış bir evi, bütün o ‘başkasının evi’ kisvesinden kurtarabilir.. 

o bütün, belki gri’ ye boyanmış başka aptal bi mantık çerçevesinde, daha sonradan hatırlayacağın şey / yer / obje evdir diye bilebiliriz, belki içerisinde / sınırları içerisinde -ki bunun belirtilmiş olmasına da çok gerek yok galiba, herhangi bişey yaşanmış, bi hatıralık, bi hatırlanmışlık bile belki bir ev, belki tanımlı bir mekan..

ah! yaratılmış atmosferler bütünü..

….

ayvalık, sakarya mahallesi, merkez, cunda, cm açılış..

g geldiğinde çok mutlu olmuştum, hangi tarihti acaba,

en son e hadi kaldır kıçını gel dedim.. sanırım, bir ivme kazandırabildim, zira bunu dediğimde evde yayılmak üzereydi.. hatırlayabildiğim bir bu var, 

şubat başı mıydı? istanbul:

kalcak yer şımarıklığı, altunizade, kurtuluş.

arada nilüfer, çekirge, tophane, zafer plaza.

……

düşündüm de, tarihleri hatırlamıyorum..

kendime yazıyorum aslında bunları, aklımda belirli imajlar kalmış, belirli tat, his, duyu, bişeyler işte, onlarla zaten “oraları” ev yapmışım gibi de geliyor. 

insan kira vermeden de bir sürü yeri ev yapabiliyormuş aslında, çok da yüklenmemek gerek. (tanımlamaya göre tabi)

ve,

kaybedilmiş telefonlar, değişen sim kartlarda kalmış mesajlardaki tarihler ve hatırlanan dönemler..

ha, bir de elde kalmış fotoğraflar da var, a ordaydınız diyor.

daha fazla yazma isteğim, banka kartı ekstresinde kalmış tarihlerden hatırlanmak üzere son buluyor.

24 şubat 2012 tarihinde, nilüferde kötü bi mercimek çorbası ve sonrasındaki çayla bekleyişten sonra, 

tophanede yapılan kahvaltı, ev-omlet (omleti değil) bakılan bir çift gözlük.  (ingiliz tabiri)

ve *gülümseme* aynı gözlüklerin arkasından bakan insanın, 

geçirilen 31 aralık 2011, 01 ocak 2012, 02 ocak 2012 günlerini hatırlatan, telefonu..

yine birilerini ev yapma isteği mi acaba, 

evet en yakın hatırladığım güzel şey..

aynı gün geldiğim ankarada ailemin yaşadığı ev (evet ailemin yaşadığı ev)

bir de aklımda trilyede geçen güzel yemek geliyor. ondan önceki gün epey can sıkıcıydı. aynı şeyleri dert ederek iki ayrı canın iki ayrı yerde sıkışması sonrasında yenilen yemek ve sonrasındaki konuşma.. ah tarih? sanırım 29 ocak’tı, bir pazar günü.. resim yok, ama kafama film sahnesi şeklinde kazınmış bir zaman, ah ne mutlu..

çok uzatmadan, bir makine mühendisinin söylediği şey aklıma geliyor:

farkında olarak, ve sen istediğin içinse, tabi, yap..

çok uzatmak da gerekirse, karbon, oksijen ve hidrojen atomlarının azotla olan harmonisi ve insan olmanın dayanılmaz zorluğu..

veya tatlı bir ev hikayesi: ankara.

hiç bursadan ankaraya gitmemiştim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.