senin konun değil;

en büyük virüs sanki insan evladı, konağınından, hop, başka konağa, ama önceki konağı öldürmeden geçmiyor diğerine.

sor: gerçekten ölmek istiyor musun? konak ölmek istemese, neden geçsin ki, öldürsün de geçsin vİrÜs diğerine?

gel, sarıl, koru; kokla. bi daha sarıl ve bırakma. hangimiz virüs bilemeyelim, tartışmayalaım, birbirbimizi öldürmeyelim. ya da, sen virüssün diye asla demiyorum ama, beni öldürme. ben virüsüm diye asla demiyorum ama; beni öldürme.

80 derece gururla olacak işler değil, ha? o öldürmez. öldürür de, tam öldürmez. süründürür belki. olduğu kadarıyla simbiyoz da mümkün? değil mi? uzakta durma. kendini mi benden koruyorsun? beni mi kendinden? geçer diyorsun da, zaten süpriz yapamayacak kadar uzaktayım, bi de geçmiyor belki: çırpın sağ el, sağ bacak.

toz arası

Kaynağı belirsiz bir yerden cadde üzerine akan bir su yolu gibisin çogu zaman. Gelen geçen her taşıtın yolunu kesmesi ve seni biraz daha dağıtıp çevrene, gideceğin yere ulaşmadan parçalanmanı sağlamasıyla yavaş yavaş unutuyorsun işte;
nereden geldiğini ve nereye gideceğini…

bölünüp kalıyorsun.

Her bir parçan başka yöne akarken, birçok parçan da taşıtların tekerlekleri ile gitgide uzaklaşırken, olduğun yerde kalakalıyorsun.

Bu değildi ki amacın.

Sen yola beraber çıkmamış mıydın?

İşte şimdi paramparça, bölük pörçük, ne yapacağını bilmeden bekliyorsun !

Acele etmeliydin. Güneş çıkacak az sonra ve sen gideceksin!

Yolun ve hedefin aşağıda, aynı yerlerinde asla gidilememiş olarak kalacaklar. Yola çıktığında da öyleydiler, yolunu şaşırdığında da orada olacaklar.

Senin yerlerindi hepsi :

Bildiğin sokaklar, tanıdık yüzler… Çalan müzik, danseden inişler-çıkışlar… Yanlı-yanlış çıkarımlar, tonlarca duyarca, kağıt, kalem ve geriye sesi kalan kilometrelerce insan senindi.

Hepsi birleşip dışını oluşturdular.

Geri dönmediğin noktaya dek zorlayacaksın yaşamını. Dizlerini zorlayacaksın bükülmesinler diye. Geri dönemeyecein noktada olacak hep, dizüstü çöküp kendine dilendiğin an. Kendine bilendiğin an da aynı an olacak.

Alnına çizgi diye kazınan her geçmişin, gün olacak, olmayacak. Pürüzsüz alnınla daha bir birikimsiz bakacaksın yüzüne. Gözün kamaşacak. Yalnızca o kadar..

Yani dönemediğin ve kendine bilendiğin her anda, alnına bir yaşam çizgisi dileneceksin. Vermeyecekler. Dargınlığın boşuna gidecek, şimdilerde her bir yerinin boşa gittiği gibi.. Yükün ne senin? Yükün olmadan omuzlarının üzerinde taşıdığın, dönebilecek misin onuruna?

Bildiğin, bildiğini bildikleri gibi yaşayamadın. Ki isteseydin, başarabileceğine kendini inandırabilseydin, çok da yük olmazdı düşünce kutun.

yoruldun, serkan sanç

herhangi bi’

ne dinlesem bi bunalım. ne dinlesem de bi bunalım. ne dinlesem de bunalsam? herhangi bi şarkı bi bunalım. herhangi bi şarkı dinlesem de bi bunalsam. her- hangi şarkıyı diinlesem de bunalsam?

bu gece yani. seninle değilim ya.

bu gece yani, benimle değilsin ya.

önemi olduğundan değil ya, yazdım yine de.

herhangi bi’ mozaik pasta’ – ya kadar her şey.

ilginç olan, yaşıyor olmamız

uzaktan salgın da hiç ilginç gelmiyor. ilginç olan, planların sürekli değişiyor olması. belki sürpriz yapamıyor olmak. bi şeylere heves edip olmaması da pek ilginç değil aslında; ilginç olan bi şeyi çok istediğimizde mi yoksa hiç istemediğimizde mi olmuyor, bunun cevabı. 

ilginç; pek bir şey de hatırlamıyorum. arabada arkada oturan ben olsaydım? cevabı paralel evrenlerde olan sorular. ilginç ve değil. 

clenched hand shall be relaxed

hopefully …

The Clenched Hand, Auguste Rodin, c.1885Saint Louis Art Museum: Modern and Contemporary Art

bir mart

bilmezdim, nereden bakarsın. ama bak. gör, sev. benimle uyu.

bugün baharın ilk günü. sen gelmesen de bahar, gidemiyorum. ama belki güzel bi ayakkabı giyinip, bir gün bi’ süpriz yaparım. baksan da, bakmasan da, görsen de görmesen de, sevsen de sevmesen de, benimle uyum… -.

bir mart’mış bir yokmuş.

Sabah vakti taşlar yanıyor

Gözler kör buzlar eriyor

Çevremde dinler gibi güneş

Besbelli bahar geliyor

Kavuşmak masal gibi güne

Dokunsam masmavi tenine

Sarıldım o hain boynuna

Gel kör et beni bile bile

Gel kör et beni bile bile

Bulutlar taş kanlar yalıyor

Kimler yok kimler kalıyor

Bilmezdim son nereden bakar

Gitmezdim sen gelmesen bahar

Gitmezdim sen gelmesen bahar

the do’n’t

do not assume that other people know how you feel. talking about pain or painful events do not necessarily establish a community, well any sort of company, too. even though “the” heart is invite only, make love to everything.